Foruma henüz kayıtlı değilsiniz - Üye olmak için buraya tıklayınız. (ücretsizdir) KÜNYE 

 

WWW.FORUM-NBG.DE

 ALMAN TÜRK DOSTLUK PLATFORMU - DEUTSCH-TÜRKISCHE FREUNDSCHAFTSPLATTFORM

 


FORUMLAR | ARAMA | KAYIT - ÜYE OL | GİRİŞ | KİM ONLINE? | ÜYELER | YARDIM - SSS
Buradan KAYIT olabilirsiniz
Bu konuda 0 cevap
vardır ve 283 kere izlenmiştir
Cevap geldiğinde haber ver
 ATATÜRK KÖŞESI Sıralama: Yeni yazılar sonda  
TURKIYE SEVDALISI
Üye
Yazılar: 252


19.07.2007 23:22
BU YURT BÖYLE KURTULDU Cevapla

DEĞERLİ VATANDAŞLARIM BU YAZIYI SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM.NEDEN Mİ ? GELDİĞİMİZ ŞU SON YILLARDAKİ PERVASIZCA VE GEÇMİŞİNİ YOK SAYAN LEKELEMEK İSTEYEN,AVRUPANIN VE ABD'NİN DAYATMALARINI DEMOKRATİKLEŞME VE AVRUPA BİRLİĞİNE GİRECEĞİZ DİYE NEREDEYSE BU ÜLKEYİ SATAN İNSANLARA BU YAZIYI ANLATIN LÜTFEN.
....BU YURT NASIL KURTULDUĞUNU HERKES BİLSİN VE SAHİP ÇIKSIN....




İstiklal Mahkemesi Reisi olarak Kastamonu’da görev yapan Mustafa Necati, tanık olduğu bir olay, sözlerle tanımlanamayacak, her türlü övgünün üzerinde bir kahramanlık öyküsüdür:

“Bir gün önce yağan karların doldurduğu uzun yollardan geçerek mahkememiz müfrezesiyle, Çerkeş önlerinde kağnılarla cephane taşıyan bir kadın kafilesine rastlamıştık. Beyaz bir geceyi andıran gündü; güneş bulutlara girmiş, tabiat kefenlenmişti. Mücessem (üç boyutlu cisimlenmiş) bir hüzün halinde kalplere damlayan genel sessizliği bozan hiçbir şey yoktu; ancak kağnıların ruhları ürperten ve sessizliği besleyen gıcırtıları derinden derine etrafı geziyordu. Bu seslerde öyle bir esrar saklı ki sanki bütün kederli ruhlar bütün iniltisini bu sese vermişler ve sanki bütün kadere boyun eğen fikirler, azme (bir işi sonuçlandırmak için direnmek) kalp olan tevekkülünü (her şeyi Tanrıya bırakma ve Tanrıdan bekleme) bu ağır yürüyüşe bırakmışlar.

Bu kafileye yaklaştıkça bazen bu uzun sessizliği yırtan bir çocuk feryadı yükseliyordu. Kafileye yaklaştık ve salamlaştık. Biz soğuktan yamaçlar altında bile titrerken, tek yorganını da arabaya örten bir ninenin çıplak ayaklarla karları çiğnediğini görünce, içimde takdirle karışlık bir merhamet sızladı. Arkasına sardığı peştamalı içinde ara sıra hıçkıran bir çocuğun üzerine bile örtmeden yorganını niçin arabaya serdiğini sorma fikrini duydum: ‘üşümez misin sen nine? Bak çocuk donacak, yorganı örtsene!’ diye arabanın üstünün işaret ettim. Bu sözü garip biçimde karşıladı. Sormaya değer bir şey saymıyordu galiba!.. Beklediğimi de anlayınca, mukaddes bir şeye yakınlık gösterir gibi kağnıya doğru koştu: ‘Kar sepeliyor, millet malıdır, nem kapmasın evladım’ dedi ve yorganının uçlarını iyice serdi. Kar sepelemeye başlamıştı; o zaman anladım ki cephaneleri ıslatmamak için bu fedakârlığı yapıyor. O zaman, deminki merhametimden utandım bile!


* * *


Anadolu Batı Kuvayı Milliye Başkomutanlığına atanan Ali Fuat Cebesoy’un kağnı kollarıyla ilgili anısı Türk kadınının yüreğini, yiğitliğini ve özverisini yansıtmaktadır:

“…Dondurucu bir soğuk vardı. Kağnısının başında duran bir ihtiyar nineye yaklaşmış ve sormuştum: ‘Nine üşüyor musun?’ şu yanıtı vermişti: ‘Hayır oğul, üşümüyorum. Düşman, topraklarımıza bastığı günden beri içim yanıyor!’

Bu kahraman Türk anasının elini öperken göz pınarlarımdan yaşlar tanelenmişti.”


* * *


Milli Savunma Bakanı Kazım Özalp, ilk yatakta yatan Teğmen Refik’in hatırını sordu:

“İyiyim paşam” yanıtıyla tam öbür yatağa geçiyordu ki, Başhekim sessizce battaniyeyi aralayarak bu iyimser yaralının durumunu gösterdi: İki bacağı da dizlerinin üzerinden kesilmişti. Kazım Paşa’nın gözleri doldu. Eğilip başından öptü, “Benden bir isteğin var mı çocuğum, ailen nerede, onların bir ihtiyacı var mı? dedi, şefkatle. Teğmen bir şey istiyor olmaktan utanarak “İstiklal Madalyası’nı hak ettiğimi sanıyorum, ondan başka bir şey istemem efendim.”


* * *


Bir savaşın nasıl kazanıldığını ayrıntılarıyla gösteren belgeler, o savaşta çarpışmalara katılmış adsız kahramanların anılarında görülebilir. Zaferin mayasını hazırlayan güç, istenç (irade), inanç, yiğitlikler, kahramanlıklar ve özveriler tarih sahnesinde destan yaratır. Sakarya Savaşı günlerinde yaşanan bir olay Kurtuluş Savaşı destanında bir satır başıdır:

“23 Ağustos 1921’de (Savaşın ilk günüdür) Sakarya’da yaralandım. Beni geriye Keskin Hastanesine gönderiyorlardı. O zaman, Ankara’da Yahşiyan’a kadar uzanan bir dekovil hattı, ikmal ve tahliye için geceli gündüzlü çalışıyordu. Beni de Yahşiyan istikametinde giden birçok yaralılarla birlikte dekovile bindirdiler. Yahşiyan’dan öteye kağnı ile seyahat etmeye başladık. Kağnılı yolculuğumuzun ilk günü akşamı güzel, ağaçlık ve subaşında bir yerde konakladık. Etrafımızdan vızır vızır geçen kol ve katırların çoğunu kadınlar yönetiyordu. Bu kafilelerin birinden hafif bir çığlık duyuldu. Bunu izleyen bir duraklama ve telaş eseri görüldü. Bir süre sonra güzel bir müjde ile karşılaştık. Cephane kollarında bulunan hamile bir kadın bir erkek çocuk doğurmuştu. Bu kadını hastaneye yatırmak üzere geriye çevirmek istediler. Fakat yorgunluk ve çektiği ıstıraplarla benzi solmuş olan bu hasta kadın:

—Cephedeki silah, dedi, cephane bekliyor, oraya cephane yetiştirmeliyim, geriye dönemem.

Bu asil kadının davranışı karşısında biz yaralılar bile yüzlerimizin kızardığını hissettik.


* * *


Cephelerde ateş hattına kadar sokularak yiyecek ve cephane getiren kadınlara, çocuklara ve yaşlı erkeklere rastlanılmaktaydı. 18 Temmuz 1921 günü Kütahya Tavşanlı cephesinde yaşananlar adsız kahramanların yiğitliğini göstermektedir:

“Tavşanlı’nın Kepez sırtlarında 15. Tümen ağır Yunan baskısı altında ezilmek üzere, Yunan piyadeleri bol topçu desteğinde ilerliyorlar. Yunanlılara karşılık veren tümenin tek mantelli topçu bataryası, cephane azlığından ötürü aralıklı ateş etmek zorunda…

Yunan topçuları başkaca Türk topçu bataryası olmadığını görünce tüm ateşlerini bu bataryaya yöneltiyorlar. Garip bir düello başlıyor. Yunan topçusu on atarsa, bir karşılık görüyor.

Topçu düellosunun en kızgın anında, gerilerden Türk bataryasına doğru bir kağnının ilerlediği görülüyor. Bir yaşlı köylü, kağnının önüne geçmiş, elindeki övendiresiyle öküzleri dürterek yürütüyor. Sağına soluna düşen top mermilerine aldırmıyor. En kısa yoldan bataryaya ulaşma çabasında olduğu seziliyor.

Dakikalar geçiyor, kağnı o kaplumbağa hızıyla dik yamacı tırmanmaya çalışıyor. Düşen mermiler daha sıklaşıyor, daha yakınlaşıyor. Kağnıcının umurunda değil. Batarya Komutanı ayakta Yunanlılara boy hedefi vererek el kol işareti yapıyor kağnıcıya. Kağnıcının aldırdığı yok, ağır ağır gidiyor, öküzlerini yürütüyor. Herkeste soluk kesilmiş, ihtiyar kağnı sürücüsünü izliyor. Yaklaşınca, ihtiyarın dudaklarının kımıldadığı görülüyor. Kendisi için mi, öküzleri için mi, yoksa kağnısının cephane yükü için mi dua ediyor, bilinmiyor.

Yamacı çıkınca doğru bataryanın yanına sürüyor kağnısını. Topçu erleri koşarak geliyor, kağnıdaki mermileri kucaklayıp topun başına yetiştiriyorlar bir koşu. Kısa sürede kağnının yükü boşaltılıyor. Suskun toplar, Yunan topları üzerine ateş kusmaya başlıyor.

İhtiyar, Batarya Komutanıyla vedalaştıktan sonra, boş kağnısının önüne geçip gerisin geriye yola düşüyor. Artık dudakları kıpırdamıyor. Yakınına düşen top mermileri arasında, umursamadan kağnısını yürütüyor. Henüz bataryadan yüz-yüz elli metre uzaklaşmışken, Yunanlıların kısa aralıklarla attıkları mermilerden birinin tam vuruşuna yakalanıyor. Bir anda ortada ne kağnı kalıyor, ne öküzler, ne de ihtiyar köylü…”

Savaşta yaşanan şu küçük olay, başkaca hiçbir şey yazılmasa da kurtuluşa omuz verenleri, onların kahramanlığını, kararlılığını anlatmaya yeter. Başkaca ne yazılabilir, ne anlatılabilir ki…



ATATÜRK DEVRİMİ- Fethi Karaduman – Günizi Yayıncılık (830 sayfa)


**** GUELDE *****
*****************

 Geçiş  

AKTÜEL TÜRKÇE HABERLER - AKTÜEL TÜRKÇE HABERLER - AKTÜEL TÜRKÇE HABERLER - AKTÜEL TÜRKÇE HABERLER

 

 


Xobor Erstelle ein eigenes Forum mit Xobor