|
DEĞERLİ ARKADAŞLARIM HEPİMİZİN BİLDİĞİ GİBİ MECLİSTE VAKIFLAR YASASI GÖRÜŞÜLDÜ VE KABUL EDİLDİ. PEKİİ BİLİYORMUSUNUZ ACABA BU YENİ GELEN VAKIFLAR YASASI BİZLERE NELERİ KAYBETTİRİYOR?
YUNANİSTAN DA YENÇIKAN VAKIFLAR YASASI İLE ZATEN ÇOK SIKINTI İÇİNDE OLAN ORADAKİ SOYDAŞLARIMIZ DAHA DA SIKINTILI GÜNLERE GİRİYORLAR.NEREDEYSE NEFES BİLE ALMALARINA İZİN VERMİYORLAR.AMA BAKIN BİZLERDEN AB UYUM YASALARI DİYEREK NELERİ TALEP EDİYORLAR VE BİZİM İKTİDAR DA BUNU ONAYLADI.
TÜRKİYENİN TAPUSU OLAN " LOZAN " ANTLAŞMASININ KALKMASI VE YERİNE SEVR'İN GELMESİNDEN BAŞKA HİÇBİR ŞEY DEĞİLDİR.
LÜTFEN SABIRLI OLUP BU YAZIYI SONUNA OKUMA ZAHMETİNDE BULUNUN.EVLATLARIMIZIN GELECEĞİ İÇİN GÖZÜMÜZÜ AÇMAK ZORUNDAYIZ ARTIK!!!!!!
Türkiye’de bulunan azınlık vakıflarına mülk edinme ve serbestiyet getiren yeni vakıflar yasası, AB dayatmaları ile azınlıklara güç kazandıracak nitelikte hazırlanmıştır.
Buna karşılık AB üyesi Yunanistan tarafından hazırlanan Vakıflar yasası, Türk azınlığın elini kolunu bağlamış ve milyonlarca euro borçlarla, Türkleri örgütlenemez hale getirilmiştir. Ölçü AB kriterleri olacak ise, Yunanistan’ın Türk Vakıflarına uygun gördüğü esaslar, ülkemizdeki azınlık vakıflarına da uygulanmalıdır.
Bu konuda TÜRKAV (Türkiye Kamu Çalışanları Kalkınma ve Dayanışma Vakfı) tarafından yapılan basın açıklaması gerçeği, tüm açıklığı ile ortaya koymuştur.
Aşasğıdaki metni dikkatlice okumanızı rica ediyorum.
Saygılarımla…
TÜRKAV BASIN AÇIKLAMASI :
“5555 SAYILI VAKIFLAR YASASI HK.”
TÜRKAV Türkiye Kamu Çalışanları Genel Başkanı sayın Şemsettin YELMEN’inVakıflara ait yeni düzenlemeler getiren 5555 sayılı Vakıflar Kanununun TBMM’de görüşüldüğü bu günlerde, söz konusu kanunun kabul edilmemesi için Milletvekillerine, siyasi Partilere gönderdiği ve Kamuoyunun bilgilendirilmesi için yapmış olduğu basın toplantısı metninin geniş özeti aşağıda belirtilmiştir.
Kamu çalışanı üyelerimize önemle duyurulur.
Saygıdeğer Basın Mensupları;
AB’liğine uyum yasaları adı altında, AB’liğinin dayatmaları sonucunda yeni düzenlemeler getirmek maksadıyla değiştirilmek istenilen 5555 sayılı Vakıflar kanununun maddeleri geçtiğimiz günlerde TBMM’de görüşülmüş ve söz konusu kanundaki değişiklikte son viraja gelinmiştir. Yapılacak değişiklikle, adına ister Misyonerleştirilen Vakıf Yasası diyelim, ister yabancılaştırılan Vakıflar diyelim, nihayetinde söz konusu kanunda yapılacak değişiklikler ülkemizin geleceği ile ilgili olarak ülkemizin bölünmesine, parçalanmasına ve “Türkiye’yi tam bir “din” savaşlarının yapıldığı ve denetiminin ve kontrolünün yapılmasının asla mümkün olamayacağı bir kaos ortamının içine sürükleyecek ve başkalaştırılması istenen Türkiye’nin kapısını aralayacaktır.
Değerli Basın Mensupları
Vakıflara ait yeni düzenlemeler getiren 5555 sayılı Vakıflar Kanunu mevcut iktidar tarafından daha önce çıkarılmaya çalışılmış ancak bu yasanın 5, 11, 12, 14, 16, 25, 26, 41 ve 68. maddeleri 10. Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa’nın 89. ve 104. maddeleri gereği tekrar görüşülmek üzere geri gönderilmişti. Aynı Kanun Taslağı iktidar tarafından ‘bulanık suda balık avlarcasına’ tekrar TBMM gündemine taşınmıştır. Bu Kanun genel olarak hem Vakıf Kanunu’nu hem de Vakıflar Genel Müdürlüğünün görev ve hizmetlerini düzenlemektedir. İlk 27 maddesi vakıfları, diğerleri ise Vakıflar Genel Müdürlüğünü ilgilendirmektedir. Bu kanunun ilk 27 maddesinde iki temel yaklaşım göze çarpmaktadır. 1- Medeni Kanunun kabulünden önceki vakıflarla Medeni Kanun’a göre kurulmuş vakıflar aynı statüde düzenlenmiştir, 2- Statüsü eşitlenen bu vakıflara yurt içi ve yurt dışında sınırsız bir örgütlenme faaliyet ve bağış alma özgürlüğüne sahip kılınmasıdır.
• Görüldüğü gibi bu kanunun en temel yanlışı, eski ve yeni vakıfların aynı kanunla ve aynı statüde düzenlenmesidir. • Vakıflar Kanunu Tasarısı, 2002 den itibaren AB, 2004 den itibaren de ABD’nin ısrarlı talepleri üzerine hazırlanmıştır. Yasa daha önce AB’ye uyum için iki kez değiştirilmiş ve Azınlık Vakıfları’na mal-mülk edinme hakkı verilmiştir. Bunun sonucunda Azınlık Vakıfları’nın kendilerine ait olduğunu öne sürdükleri taşınmaz mülkler, idari bir kararla iade edilmiştir. • Buna göre AB ve Fener Rum Patriği Bartholomeos 2500’ün üstünde mülkün iadesini istemektedirler. • İadesi istenilen ve olmazsa olmaz denilen, üçüncü şahısların elinde bulunan 297 gayrimenkulün hemen hemen hepsi İstanbul surlarının içinde bulunmaktadır. • Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün şu günkü hesaplarına göre, Azınlık Vakıflarına iade edilecek mülklerin değeri 150 trilyon liradır. • Vakıflar Genel Müdürlüğü Türkiye’de Rum Ortodoks, Ermeni ve Yahudi vakıfları başta olmak üzere toplam 161 Azınlık Vakfı tanımaktadır. 161 vakfın tanınması ve yapılan yasal düzenlemeler sonucu şu ana kadar 364 mülk iade edilmiştir) • Tasarının amaç ve kapsamını düzenleyen ilk iki maddesi, hukuki bünyeleri birbirinden tamamen farklı eski ve yeni vakıfları aynı statü içerisine dâhil etmektedir. • Tasarıya göre; Vakıf kurmada sermaye sınırlaması, malları edinme amaçlarının belirtilmesi şartı kaldırılıp, bunların başka amaçlarla kullanılabilmesi ve vakıflar arasında mal değişimine imkân verilmektedir. • Tasarıyla, yabancılar vakıflarda görev alabilecek, uluslararası kuruluş ve vakıflardan yardım alınıp verilebilecek ve şirket kurulabilecektir. • Vakıfların malları haczedilemeyecek ve kamulaştırılamayacak, yöneticileri sadece mahkemelerce görevden alınabilecektir. • Vakıflar yabancı kuruluşlardan yardım alabilecektir. Türk kuruluşu sayıldıkları için sınırsız mülk edinebileceklerdir. • Tasarıda vakıflara herhangi bir ayrım yapmadan sınırsız şube açma imkânı tanınmaktadır. • Tasarıyla yabancılara ülkemizde vakıf kurma hakkı tanınmaktadır.
Değerli Basın Mensupları Görülüyor ki;
Bu kanunla yabancılara vakıf kurma ve yönetme yetkisi yasal dayanağa kavuşturulurken, öbür taraftan şube adı altında dernekler gibi sınırsız şube-temsilcilik açma imkânı sağlanması, Türkiye’yi tam bir “din savaşları alanı” haline getirecek, bunun denetim altında tutulması da mümkün olmayacaktır. Vakıfların sınırsız ve denetimsiz bağış toplayabilmeleri, ticaret yapmaları yurt dışından Türk vatandaşı olmayanların yöneticilik yapmaları, Cemaat Vakıfları’nın Vakıf Meclisi’nde temsil edilmeleri gibi hususlar Türkiye’yi ileride sıkıntıya sokacaktır. İkinci maddede öngörülen mütekabiliyet ilkesinin uygulanması da fiiliyatta mümkün değildir. Bireysel farklılıklarına hatta ilgisizliklerine aldırmaksızın, önce Cemaat Vakıfları’nı, özel hukuk tüzel kişiliği paydasında Türk Medeni Kanununa tabi vakıflarda eşitleyen, ayrıca yabancıların Türkiye’de vakıf kurmalarını dayanağa kavuşturduktan sonra, hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın vakıfların yurt içi ve yurt dışı bağış alabilmelerine ve örgütlenebilmelerine imkân sağlayan bu yasa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni Lozan’da üstlendiklerinin ötesinde yükümlülükler altına sokmaktadır. Ayrıca bu uygulama Cemaat Vakıfları’nın Türk Hukukundaki istisnailik özelliğini ortadan kaldırmakta, Lozan Anlaşması’ndaki sınırlama anlamsızlaştırılmaktadır. Bu vakıflar, Türk Hukukundaki meşruiyetlerini de zaten Lozan Anlaşmasından aldıkları için, Müslüman cemaatlere vakıf kurdurulmadığı her türlü hukuki çözümde eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olur. Kanun taslağının şube veya temsilcilik adı altında birimler açmasını sadece beyana bağlaması, vakıfların, şube veya temsilcilik adı altında ülke çapında örgütlenmeleri konusunda denetim mekanizmasının tamamen devre dışı bırakılması, zararlı vakıfların kurulmasına ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açacaktır. Vakıfların şube açmasının sınırsız olarak yasal dayanağa kavuşturulması ve aynı zamanda yabancıların da Türkiye’de vakıf kurabilmelerinin yine bu kanunla yasal dayanağa kavuşturulması göz önüne alındığında, gerek siyasi ve ideolojik gerekse dini örgütlenmeler (tarikat yahut misyonerlik örgütü şeklinde) vakıf tüzel kişiliğini hoyratça kullanacaklar, vakıf kurumu aracılığıyla Türkiye tam bir ideolojik mücadele ve dinler mücadelesi alanına dönüşecektir. Bu tasarı ile vakıfların yurt dışı örgütlenme ve faaliyetlerine, mutlak ve sınırsız bir serbesti getirilmektedir. Buna göre Türkiye’de kurulu olan cemaat vakıfları, o cemaatin tüm dünyadaki mensuplarını, vakıf tüzel kişiliği çerçevesinde örgütleyebilecektir. Türkiye’de kurulu bir cemaat vakfının, böylesi bir örgütlenme gücüne erişmesi, Türkiye açısından hiç de olumlu sonuçlar doğurmayacaktır. Cemaat esasına dayalı bu tip bir örgütlenme, sınırsız bağış ve yardım alabilme imkânlarıyla birlikte, Türkiye’nin Milli Güvenliği ve milli çıkarları açısından da büyük bir tehlike oluşturacaktır. Anayasamızın 69. maddesinde “Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan siyasi partiler temelli olarak kapatılır” denmektedir. Yabancıların Türkiye’de kuracakları vakıflar Türk Vakıfları sayılacağına göre, bir siyasi partinin böyle bir vakıfla işbirliği görüntüsü çerçevesinde maddi yardım sağlaması hukuken mümkün olabilecektir. Türk-İslam tarihinde kurulan bütün vakıfların gerekçesi, Hz. Peygamber’den nakledilen ve Sahih Hadis Kitapları’nın hepsinde yer alan maruf ve meşhur Hadis’e dayanır. Yine bütün Türk-İslam Vakıfları Allahu Teala yeryüzüne tevarüs edinceye kadar, yani Kıyamet kopuncaya kadar, devam etmesi duası ve bu Vakıfları bozan veya kaldıran kişilerin, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğramaları bedduası ile sona erer. Bütün bu gerekçe, düşünce ve duygularla ecdat yadigârı vakıfların hiçbir şekilde başkalaştırılmasına razı olmadığımızı kamuoyuna saygı ile duyururuz. Saygılarımla;
TÜRKAV Türkiye Kamu Çalışanları Vakfı Genel Merkez Yönetim Kurulu
**** GUELDE ***** *****************
| |