|
Müslüman’ın iman ettiği “Allah tektir. Zaman ve mekanın sonsuzluğu içinde hiç ara vermeden gelişip duran maddenin ve enerjinin kusursuz ahengi hakkındaki bilgimiz arttıkça onun birliğinin katiyeti de kesinleşerek daha açık bir şekilde meydana çıkmaktadır.
Mukaddes “Allah sözünün manası “Hikmet ve tam adalet “ mefhumlarını ifade eden “hak’ın” aynıdır. Kainatın, hiçbir kuvvetle kesilmesi mümkün olmayan, umumi ahenk ve nizamına merci bildiğimiz bu uluhiyet mefhumunu biz, doksan dokuz ism-i şerif ile elimizden geldiği kadar ifade ve tavsife çalışmaktayız.
Bunlar bir takım mücerret mefhumlardır. Fakat, tecrübe ve fenne dayanan bilgimiz artıp ilerledikçe, bu mefhumlar gitgide belirmekte ;bilgimiz, alemde mevcut sonsuz varlıkları, her an meydana gelen olayları ve sayısız kainatları idare eden kanunları, daha iyi ve tetkik edebilecek hale girdikçe, o isimlerin anlattığı manalar da daha çok anlaşılmaktadır.
Kayıtsız şartsız inanırız, biz Müslümanlar Allah’ın gönderdiği Peygambere de inanırız. Tek olan Allah İslam’ın adalet ve yardımlaşma düsturlarını, bize, onun vasıtası ile bildirmiştir. Bu düsturlar beşeriyetin saadeti için değişmez esaslardır. Beşeriyete en doğru insanlık dinini tebliğ ederek, onu hakiki bir din anlayışına sahip kılan o Peygamber’dir.
Biz ona inanıyoruz. Zira onun getirdiği emirlerin ve bize öğrettiklerinin tam bir gerçek olduğu, takdirlerimizin üstünde bir kıymet taşıdığı, akıl, bilgi ve tecrübemiz arttıkça daha da meydana çıkmaktadır.
İslam’ın inancı, açık ve gizli olan yüce hakikate imandır. Müslüman’ı n dini bir başkasının baskısı altında değildir. Onun, ne ruhani bir sınıfı, ne de ruhbanları vardır. İslamiyet, önder olma hakkını, sadece insanların en faziletlerine, en akıllılarına ve en alimlerine bırakır.
Bir Müslüman her şeyden önce katıksız bir iman sahibi, gerçek bir mümindir. Çünkü bir olan hakiki Mabudu yüceltmek için ona inanmak lazımdır. Müslümanların en iyisi, en kuvvetli bir kanaat ve en sağlam delillerle iman etmiş olandır. İnsana, bazı vazifelerle mükellef bir varlık olmak payesini veren ve onu bütün canlı yaratıklara üstün kılan değer, sadece iman kuvvetidir.
Dinsizlik ise bir takım soya çekiş sebeplerinden veya kusurlu bir ahlak terbiyesinden ileri gelen fikri ve ruhi bir çöküştür.
Bilhassa “Bir şeyi inkar etmek için, diğer bir şeyin doğruluğuna inanmak lazımdır. İnsan inkar edebilmek için bile, inanabilmelidir. Kaidesi kabul edildikten sonra, bu hakikat büsbütün kesinlik kazanır.
Kendisine kulluk edilecek hakiki mabut olan Allahtan başka bir tanrıya inanmak ve onun Resül-i Ekleminden başka bir peygambere uymak bizim elimizden gelmez. Bunların her ikisine, kayıtsız şartsız iman ederiz.
Dolayıyla gerek Cenab-ı Hakkın, kendi yüce haki katına dair. Peygamberi vasıtasıyla bize bildirdiği, gerek ilahi vahiyden ilham alan o Resul-i güzinin ebedi saadetimiz için öğrettiği şeylerin hepsine, bütün kalbimizle bütün vicdanımızla inanırız.
**** GUELDE ***** *****************
| |