|
|
|
|
| FETHULLAH GÜLEN CEMATİİ KİME HİZMET EDİYOR-NE YAPMAK İSTİYOR |
Cevapla
|
|
|
Tek dünya devleti projesi, temelde küresel sermayenin projesidir.bu projeye göre, dünyanın bir bütün haline haline gelmesine engel olan şeyler, para birimi farklılıkları ve aşırı ticari rekabet, ulusallık ve ulusal sınırlar/devletler ve farklı dinlerdir.
bu sebeple dinler, milli sınırlar ve devletler, gümrükler ortadan kalkmalıdır.tek tip yeme tarzı, modaya uygun standart giyim, tekçi modele göre eğitim, tek para birimi, tek din ve dünya vatandaşlığı gibi kavramlar öne çıkmakta.
gerçekten de, Mc Donalds, Burger King, Dominos Pizza, Kentucky, Pizza Hut gibi uluslar arası firmalar ve onları taklit eden yerli firmalar, tek tip yemek yeme alışkanlığını kazandırmak açısından önemli. modanın ise dönemsel giyinme tarzları dayattığı ortadadır. çeşitli ulus üstü örgütlenmeler ve askeri-iktisadi dayatmalar ile dünya para sisteminin tek birime doğru yürütülmeye çalışıldığı ise aşikar. geriye ulusal sınırların ve ulusal devletlerin ortadan kaldırılması, tek dünya dinine ulaşılması gibi şeyler kalıyor.
fetulah gülen, hem medeniyetler çatışması tezinin hem de dinler arası diyalog tezinin destekleyicisidir.zira bu iki uygulama da, tek dünya devletine giden yolu açmak içindir.
medeniyetler çatışması, kısa ve orta vadeli amaçlarının dışında, tek dünya devleti projesine de hizmet etmektedir.dinler arası çatışmanın yaratacağı büyük zararlar ile insanların " din farkı insanları savaştırıyor " fikrine ulaşması ve bir küresel uzlaşmaya varılmasını talep etmeleri istenmektedir.tıpkı bizim yaşadığımız 70 li yıllardaki olaylar ile insanların sağ-sol çatışmasını terk etmek gerektiğinini, bunların olumsuz sonuçlar açtığını düşünmesi gibi.
dinler arası diyalog ise, farklı dinlerin tek bir temel inanç üzerinde uzlaşması düşüncesine dayanarak yine bu projeye hizmet eder.yani çatışıyor gibi görünen bu iki tez, diyalektik bir bütünlük içindedir.
bu projede, hristiyan dünyası müslümanlara karşı, dışarıdan etkide bulunurken, küresel sermayenin ajanları ise kontrol etmekte oldukları hristiyan dünyasına içeriden etki yapmak istemektedir.
son dönemde bu çabalar yoğunlaşmış ve DA VİNCİ ŞİFRESİ gibi yaynlarla ve çeşitli belgesel kanallarında hazırlanan belgesellerle, hristiyanlığın temeli değiştirilmek istenmektedir.mesihçi ve bu dünyacı diyebileceğimiz bu anlayış, hristiyan dünyasına çeşitli tarikatlar aracılığı ile sızdırılmaktadır.
müslüman dünyasında ise yine tarikatlar bu işlevi görmekte, mesihçi ve mehdici hatta takip ettiğim kadarı ile bu dünyacı görüşleri yaymaktadırlar. bu dünyacı görüşten kastım, cennet ve cehennemin bu dünyada yaşanacağı, Tanrı' nın krallığının, cennetin krallığının bu dünyada kurulacağı, bu krallıkta Tanrı ya inananların ebediyen yaşayacağı, geriye kalanların ise öldürüleceği ve bu dünyadan alınacağı anlamındadır.
fetulah gülen, kendi cemaati ile bu projeye hizmet etmeye çalışmaktadır ki, hritiyan papa, müslüman dünyasında bir kardinalinin olduğunu ileri sürmüştü.zaten fetulah gülen de papaya hizmet edeceğini ona yazdığı bir mektup ile belirtmiştir.
papa ise, şu açıklamaları yapabilmiştir :
Papa XXIII. Jean, 1963’te ölümünden evvel yaptığı bir duada , “Bugün, yüzyılların körlüğünün gözlerimizi örttüğünü ve Tanrının seçilmiş halkının güzelliğini görmemize mani olduğunu, ve bu yüzden alnımızda Kabil’in mührünün olduğunu fark ediyoruz. Asırlar boyunca, kardeşimiz Habil, kabahatimizden, kanlar içinde surundu, göz yaşı doktu. Bu, senin sevgini unuttuğumuzdan oldu. Onların sahsında Sen’i ikinci bir defa çarmıha gerdiğimiz için bizleri affet! Ne yaptığımızı bilmiyorduk!” diyordu.
Benzer bir tutumla, Papa II. Jean Paul, 26 mart 2000 tarihinde gerçeklesen İsrail’de Ağlama Duvarı’nı ziyaretinde, duvarın yarığına soktuğu kağıtta şöyle yazıyordu: “Babalarımızın Tanrısı, sen İbrahim’i ve ahfadını, İsmini kavimlere tanıtmaları için seçtin. Bizler, senin bu çocuklarına tarih boyunca acılar çektirenlerin yaptıklarından derin üzüntü duymaktayız ve bu yüzden bizleri affetmeni niyaz ederken, Ahit yaptığın halkın çocuklarıyla hakiki kardeşlik ilişkilerine girmeyi taahhüt ediyoruz.”
İkinci Vatikan Konsili’nin vardığı netice, Kilise’nin kendisi ile Yahudiler arasındaki özel/biricik (unique) ilişkiyi tanıması/kabullenmesi gerektiği merkezindedir. Söyle ki: “Yahudiler, Kutsal bir metin olan Eski Ahit’in (Tevrat’ın) sahipleridirler, onlar Tanrı’nın seçilmiş halkıydılar ve halen öyledirler; Yahudilerin Hz. İsa’nın ölümünden kolektif (bir camia olarak) sorumlu oldukları fikri reddedilmiştir ve “lanetli bir kavim” olarak anılmamalıdırlar; Yahudi Aleyhtarlığı Hıristiyan öğretisinden ve eğitiminden kökten sökülmelidir.”
görüldüğü gibi, katolik dünyası israil in kontrolüne girmeye çok daha evvelden başlamıştır.ama bu çatışma henüz bitmemiştir.
protetanları evagelizm ile kontrolüne almaya çalışan küresel kraliyetçiler, katoliklikten sonra, türkiyedeki ortodoks patriğinin ekümenik ilan edilmesiyle de, ortodoks dünyasını ele geçirmeye çalışmaktadır
**** GUELDE ***** *****************
| | |
|
|
|
| RE: FETHULLAH GÜLEN CEMATİİ KİME HİZMET EDİYOR-NE YAPMAK İSTİYOR |
Cevapla
|
|
|
ALINTI
Fetullah Tarikatının İç Yüzü
Üniversite yılları boyunca yaşadıklarını yazan Müstecaplıoğlu, Gülen cemaatinin 'Türkiye'yi dönüştürme' organizasyonunu gözler önüne serdi...
Hedefi genç beyinler
Okulların, tarikat ve cemaatlerin "toplumu dönüştürmek" için örgütlenme çalışmalarının en önemli ayağını oluşturduğu, Barış Müstecaplıoğlu'nun kitabıyla bir kez daha gün yüzüne çıkıyor. Üniversitede dört yılını cemaatle geçiren Müstecaplıoğlu, kitabında genç beyinlerin nasıl ve neden bu cemaatlere katıldığını, neler yaşadıklarını anlatıyor. Sistem birebir ilgilenme üzerine kurulmuş. Öğrenci öğrenciyi, esnaf esnafı, öğretmen öğretmeni, gazeteciler gazetecileri kazanmaya çalışıyor. Bir yerde bir işyeri açılıyorsa cemaate ait, o işyeri aynı zamanda cemaatin görüşlerini yaymak için de çalışıyor. Mesela orada şakird olmayan beş - altı kişi varsa onları da şakird yapmaya çalışıyorlar.
Barış Müstecaplıoğlu , 1994 yılında Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'ne girdiğinde tanışmış Fethullah Gülen cemaatiyle. Dört yıl boyunca cemaatle uzaktan ve yakından ilgisini sürdürmüş. Yurtlarında kalmış, toplantılarına katılmış, dershane ve esnaf ziyaretlerine gitmiş, abone kampanyalarında bulunmuş. Şakird'de (çırak, talebe, çömez) insanların neden bu cemaate girip neden uzaklaştıklarını irdeliyor. Kitapta hiçbir kurumun ve kişinin gerçek adı geçmiyor. Cemaatten kendi aralarında söz edildiği gibi ''hizmet'' diye bahsediyor, Fethullah Gülen'den ise ''Hocaefendi'' diye. Cemaatin gazete, televizyon, okul ve dershanelerinin de isimlerini vermiyor ama işleyişi anlatıyor. ''Ben derdimi sanatla anlattım'' diyor Müstecaplıoğlu. Çarpıcı gerçeklerin gözler önüne serildiği romanı yazmasının en önemli amacının hem cemaat hem de cemaat dışındaki insanların kendilerini sorgulamalarını sağlamak olduğunu söylüyor. Metis Yayınları'ndan iki gün önce piyasaya çıkan romanı ve yaşadıklarıyla ilgili konuştuk Müstecaplıoğlu ile. - Şakird'in anlamı nedir? Cemaatin kendi içinde birbirlerine seslenme şekli. Çırak, talebe, çömez anlamında kullanılıyor. - Şakird'den sonraki yapılanma nasıl? Abi imamlık müessesesi var burada. Mesela her odadan sorumlu bir abi oluyor. Ona Ahmet abi, Mehmet abi diye sesleniyorlar, diğerleri onun için şakird. Ama oradaki abi olan da kendi üzerindeki abi için şakird. Çünkü burada bir hiyerarşi var. Yurt imamının üzerinde semt imamı var, semt imamının üzerinde bölge imamı, bölge imamlarının üzerinde ülke imamları var. Hepsi birbirine göre şakird, abi konumu içindeler.
SORGULAYAN SEVİLMEZ
- Siz şakird oldunuz mu? Yok, hayır. Ben şöyle anlatayım cemaatle tanışma öykümü. Boğaziçi'ndeyken hangi odada kalacağınız kurayla belirleniyor. Kura çektim, bu cemaat odalarından bir tanesi çıktı. Bunlar cemaat odalarında yaygınlaşıyorlar. Orada belli noktalar belirliyorlar, adam kazanmak için. Ben de o sıralarda arayıştaydım, kendime bir yol çizmeye çalışıyordum. Çok değişik görüşleri inceliyordum. İncelediğim tek görüş aslında bu cemaatin görüşü değildi ama o kitapta bunu işledim şu an için. Ben arayıştayım, onlar zaten her zaman arayışta; iki taraf da arayışta olunca kesişme kaçınılmaz oluyor. Ben onları merak ettim. Çok zeki insanlar vardı aralarında, bu cemaatte ne bulmuşlar, hayatlarını bu cemaate niye adamışlar merak ettim. Bir yıl, iki yıl toplantılarına gittim, geldim. Anlamaya çalıştım olayı. Daha sonra sorguladım. Bana mantıklı gelmedi, uzaklaştım. Ama bu süre zarfında pek çok tecrübeyle insan manzarası gördüm orada. - Siz neyi mantıklı bulmadınız ve ayrılmaya karar verdiniz? Birincisi, sorgulamaktan uzak olmaları benim kabul edemeyeceğim bir şeydi. Bu cemaatin faydasına olan, cemaatin üstünden gelen görüşleri hiç sorgulamadan o istişarelerde şakirdler kabul ediyordu. Sorgulamaya başladığımızda tadı kaçıyordu. Sorgulama onlarda hoş karşılanmıyordu. Ters tepki almıyordunuz. Sizden uzaklaşıyolardı. ''Bu artık bizden değil galiba, olayı sorgulamaya başlamış'' noktasına geliyordu. Bunun dışında kadın - erkek arasına duvar çeken bir yapı olması beni rahatsız etti. Yani normalde çok zorda kalmazlarsa kadın eli sıkmaktan, kadınlarla göz göze gelmekten rahatsız olan insanlar bunlar. Bunun günah olduğunu düşünen insanlar. Mesela ben bu şakird arkadaşlarla sinemaya gittim. Yanımdaki şakird arkadaş bir öpüşme sahnesinde 10 dakika gözü yerde durmuştu.
İŞYERİ CEMAAT İÇİN DE ÇALIŞIR
- Diğer üniversiteler ya da dershanelerle bir bağınız oldu mu? Bazı dershanelere ziyarete gitmiştik şakird insanlarla. Ben sadece bir iki dershane ziyaretine gittim. Ama üniversite öğrencileri bütün dershanelere gidip oradaki çocuklarla tanışıyorlar, onlara yardımcı oluyorlar. Cemaatle duygusal bağını güçlendiriyorlar. Sadece öğrenci-cemaat de değil, benim oradaki insanlardan öğrendiğim kadarıyla bazılarını da gördüm, birkaç işyerini de ziyaret etmiştik. Oradaki ''esnaf'' dedikleri bu işe para desteği veren insanlarla tanışmıştık. Mesela bir yerde bir işyeri açılıyorsa cemaate ait, o işyeri aynı zamanda cemaatin görüşlerini yaymak için de çalışıyor. Mesela orada şakird olmayan beş altı kişi çalışıyorsa onları şakird yapmaya çalışıyorlar. Öğrenci öğrencileri kazanmaya, esnaf esnafı kazanmaya, öğretmen öğretmeni kazanmaya, gazeteciler gazetecileri kazanmaya çalışıyor. Son zamanlarda birçok gazetede daha sempatik bakılıyorsa insanların birebir ilgilenmesiyle de alakası var. Çünkü bu sistem böyle çalışıyor.
ÇOCUKLARA ÜNLÜ ÖRNEKLER
- Ünlü isimler reklam malzemesi mi? Evet, çocuklar özellikle bunu çok seviyorlar. Çok sık kullanıyorlar. ''Bak böyle bir adam bile bizim cemaattense, bize sıcak bakıyorsa sen ne konuşuyorsun artık, sen niye soğuk bakıyorsun'' diyorlar. Bu ünlü bir futbolcu olsun, ünlü bir sanatçı olsun, ünlü bir gazeteci olsun. Özellikle zaten cemaatin dışındaki insanların cemaatle ilgili güzel sözlerini kullanıyorlar. Mesela cemaatin gazetesinde çıkan iyi bir haber kendi fikrinizi satmak için bir işe yaramaz. Ama cemaatin olmayan, olmadığı bilinen büyük bir gazetede hocaefendi hakkında çok güzel bir haber çıktıysa bunu her yerde duyurmaya çalışıyorlar. Kullanıyorlar. - Şu daire çizerek yalan söyleme meselesi nedir? Aslında çok çocuksu bir şey. Babası çocuğun cemaate gidip gelmesine çok sıcak bakmıyor. Telefonla cemaat yurdunu arıyor. Çocuğum orada mı diye soruyor. Çocuk orada aslında. Telefonu açan yalan söylemek günah olduğu için yalan söyleyemez. O zaman oraya bir daire çizdi, parmağını koydu ortasına. ''Burada değil'' dedi. Yani dairenin içinde değil diyor. Telefonda olduğu için karşı taraftakinin algılama şansı yok. Aslında karşı tarafın yanlış anlamasını sağlıyor yaptığı şeyle. Güya kendine göre tevil yaptığını sanıyor, bunun günah olmayacağına inandırıyor kendini. - Aileyi kazanmaya çalışmıyorlar mı? Ailelerle iyi geçinmeye çalışıyorlar. Aileyi kazanınca zaten olay bitiyor. Çocuğu yarın yurtdışına bir okula İslam misyoneri olarak göndereceklerse aileyle büyük sorun yaşayabilirler. Aileyi kazanırlarsa daha rahat bu işi yapabilirler. Ama direkt ailesiyle tartışarak yurtdışına hoca olarak giden bir arkadaşım oldu benim üniversitede. Ailesiyle epey sorunlar yaşayarak ''Ben bu işe inanıyorum, gidiyorum, ne yaparsanız yapın'' diyerek gitti.
BİLMEDEN PARA VERENLER VAR
- Abone kampanyaları ve erzak toplanan kişiler kim? Toplayan insanlar şakirdler. Verenlerin büyük kısmı kazanılmış insanlar. Adam oraya para verirken iman hizmeti için inancı doğrultusunda verdiğini düşünüyor. Nasıl kurban derilerini bağışlıyorlar İslami oluşumlara, esnafda bu şekilde erzaklarını veriyor, bazen zekâtını, bazen fitresini veriyor. Bazen direkt olarak hiçbir şey yokken para yardımında bulunuyor. Bunları yaparak cennete gireceğini düşünüyor. Sadece esnaflarla ilgilenen kişiler de var. Üst düzey abiler esnafları kazanmaya çalışıyorlar. Kazanmadıkları dışında da sadece ''öğrenciye yardım edeyim'' diye yardım yapan insanlar da var. O benim sorguladığım bir şeydi orada. Direkt olarak cemaatin ne yaptığını anlatmayıp ''Yurtdışında Türkiye'nin imajını güçlendiren okullarımız var'' diye yardım aldıkları kişiler de olabiliyor veya işte ''İyi öğrenci bunlar, başka yerden burs bulamamışlar'' diye burs aldıkları da olabiliyor. Yani direkt cemaatin fikrini anlatmadan para toplandığı, para veren insanlar da gördüm.
KOMÜNİST ÖRGÜTLENME
- Komünist örgütlenme modelini mi uyguluyor cemaat? Bana o benzetmeyi yapan, cemaatteki abilerden biriydi. Eski o sağ - sol çatışmaları sırasındaki yurtlardaki örgütlenme modelinden feyz aldıklarını söylemişlerdi. Atın yerini uçak aldı - Temel amaç devleti değil toplumu dönüştürmek mi? Benim gördüğüm o. Ben orada dört yıl boyunca toplantılara gittim, bir kere bile böyle bir konuşma görmedim. Benim bilmediğim toplantılarda konuşuluyorsa o konuda bir şey söyleyemem. Benim gördüğüm toplumsal dönüşüm sağlamak. Tek tek insanları kurtarmaya çalışmak, kendi görüşleri için. Kendi görüşleri sayesinde insanların cennette daha iyi yerlere gelebileceklerine inanıyorlar ve insanların ahiretini kurtarmaya çalışıyorlar. Kendilerini bu işe adayıp Afganistan'a, Afrika'ya gidip İslamı yaymaya çalışıyorlar. Ama altını çizmek lazım, kendi inandıkları İslamı. Yoksa Alevilik de İslam, Aleviliği yaymaya çalışmıyorlar. İnandıkları İslamiyet görüşünü yaymak ve bu sayede insanların ahiretini kurtarmak istiyorlar. İnsanlar evlerinde şeriata uygun yaşadıktan sonra yönetimin adı ister cumhuriyet olsun, ister başka birşey ne fark ederki? Bakış açıları bu. - Sahabi toplumunu mu örnek alıyorlar? Evet. Kaldığım o evlerde de sahabilerin hayatlarını anlatan kitaplar vardı. Sohbetlerde abiler sürekli onlardan örnekler veriyordu. Sahabilere bakarsanız Hz. Muhammed 'in ilk çıkış zamanına, nasıl geliyorlardı. Şu anda cemaatin yayılma tekniğiyle neredeyse aynı. Mesela bir Çağrı filmini izlerseniz, filmdeki süreç şu anda cemaatin içindeki süreçten çok farklı değil. Mekke'de bazı sorunlar yaşayıp daha sonra Medine'ye gidip orada güçlendikten sonra tekrar görüşlerini yaymaları. Şu an yurtdışında yayılmaları ona benziyor. Türkiye'de işte ordu ve diğer laik kurumlarla çok çatıştıkları için, artık yurtdışına yayılmaya başladılar. Mesela Çağrı'da bir sahne vardır, üç tane genç ata binip farklı ülkelere gider, İslamı yaymak için, şu an uçağa binip gitmelerini öyle örneklendiriyorlar kendi kitaplarında veya hocaefendinin konuşmalarında. O sahabileri örnek alıyorlar kendilerine.
Yetenekliyse gazeteye gider
- Maddi olarak herhangi bir yardım yapılmıyor mu? Maddi olarak yardım oluyor tabii ama şunu anlatmak istiyorum: Cemaate veya hizmete diyeyim, onlar hizmet diyor çünkü, bu şeye girene kadar, bu duygusal bağ kuruluna kadar burs verdiklerini de gördüm bazı çocuklara. Kahvaltı düzenleyip sabah kahvaltıya çağırdıklarını da gördüm kendi odalarında, güzel güzel yemeklere, ziyafete çağırdıklarını da gördüm. Ama bu şakirdler, cemaate girenler maddi şey almaktan çok veriyorlar. - Bir öğrenci ne verebilir? İlk başta vaktini veriyor. Mesela cemaatin gazetesine abone kampanyası olacaksa, gidiyor abone bulmaya çalışıyor. Bir kişi bir çocuğu alıyor. Bütün boş vaktini, adadığı o kişiyle geçiriyor. Onun en iyi arkadaşı oluyor, cemaat toplantılarına katılmasını sağlıyor. Veya onun dışında kendisi gazetesine, dergisine abone oluyor bu cemaatin. Bir şekilde maddi destek de sağlıyor. Tabii ki öğrenciyken çok fazla bir şey vermiyor olabilir ama bu çocuklar iyi okullarda okuyan çocuklar. İleride belki işadamı olursa çok ciddi parasal yardım yapıyor, öğretmen olursa oradaki bütün öğrencileri organize ediyor. İleride abi imam olursa oradaki cemaatin evlerini, yurtlarını yönetiyor. Mesela daha özel yeteneği varsa, gazetede grafiker olarak çalışıyor. İnternet sitesi yapıyor cemaat için. Şu an Türkiye'nin en iyi internet sitesi bu cemaatin. Bunu yapan da şakirdler. - Cemaatin içinde kalmak için onların belirlediği kurallara göre hareket etmek gerekiyor değil mi?.. Peki bir kızla gezdiniz ve görüldünüz, ne olacak? Şu var, cemaat direkt olarak sana ''git'' kelimesini kullanmaz ama mesela toplantılarına çağırmaz. - Dışlar yani. Evet. Eğer evlerinde kalıyorsanız, çok rahatsızlık verecek noktaya gelirseniz o zaman "git" denir. ''İnsanların huzurunu bozuyorsun, başka odaya git'' derler.
AYŞE YILDIRIM.
**** GUELDE ***** *****************
| | |
|
|
|
| RE: FETHULLAH GÜLEN CEMATİİ KİME HİZMET EDİYOR-NE YAPMAK İSTİYOR |
Cevapla
|
|
|
ALINTI
[b]Fettulah Hangi Geleneğe Bağlı?
İşte Gülen’in geleneğe sımsıkı bağlı kalan basit bir Müslüman olmasına bir örnek daha: “Yahudi ve Hıristiyanları kınayan ve azarlayan ayetler, ya Hazret–i Muhammed (A.S.M) döneminde yaşayan ya da kendi peygamberleri döneminde yaşayan bazı Yahudi ve Hristiyanlar hakkındadır” (Küresel Barışa Doğru, s. 45). ~ * ~ Ertuğrul Özkök geçtiğimiz günlerde Hürriyet’deki köşesinde, Fethullah Gülen için bir iddiada bulundu. “Türkiye’nin Calvin’i kim?” başlıklı yazısında, “Başı açık namaz olayı, Türkiye’de gelişmeye başlayan ‘Calvinist Müslümanlar’ veya ‘Protestan Müslümanlar’ tartışmasını yeniden alevlendirdi” diyen Özkök, şöyle devam etti. “Ben de en kritik soruyu soracağım. Protestan Müslümanların sayısı kaçtır? Bunların fikir babası, manevî lideri kimdir?”. “Gerek ekonomik alandaki yaygınlığı, gerek dünyada bıraktığı izler açısından bakarsanız, bana göre ‘Calvinist Müslüman’ hareketin lideri Fethullah Gülen’dir”. Fethullah Gülen için Calvinist Müslüman tabirini kullanan Özkök, daha önce kaleme aldığı bir yazısında da Gülen için “Müslüman Rahip” sıfatını uygun görmüştü (Hürriyet, 4 Eylül 2000). Peki Özkök, Gülen için neden böyle pek alışılmamış hatta hiç görülmemiş kavramlar kullanmıştı? Daha önce Müslüman rahip ünvanına ses çıkarmayan hatta kendi yayın organı Zaman gazetesinde medyanın güzel (!) haberlerinin yayınlandığı Medya Harmanı adlı köşede Özkök’ün bu yazısı yer bulmuşken Özkök’ün Calvenist Müslüman tabiri neden aynı muameleye layık görülmedi? Gülen, Özkök’e cevaben yaptığı açıklamada şöyle diyor. “Ben kitap, sünnet, icma ve kıyas çerçevesinde, usulünden füruuna kadar, dinin bütün esaslarına bağlı, sıradan bir Müslüman’ım. Dinimizin adabına kadar, herhangi bir meseleye ilişme, değiştirme mülahazalarına girme, nazarımda en büyük günah ve haramdır. Dinin temel esasları bir yana, adap çerçevesinde kabul görmüş tek bir meseleyi dahi değiştirmektense, bin kere ölmeyi tercih ederim. Ne Calvinist’im ne de herhangi bir reformist. Hayatım boyunca bu anlama gelecek ne bir beyanım ne de îmâm olmuştur. Kanaatim o ki bugün, yenilenmesi gereken din değil, dindarlığımız olmalıdır. Çeşitli vesilelerle defalarca ifade ettiğim gibi, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (sas) yolunda; sade, basit, mütevazı, geleneğe bağlı, hem de sımsıkı bağlı bir Müslüman’ım” (Zaman, 27 Ocak 2006 ). Calvinist Müslüman nitelemesini herhangi bir meseleye ilişmediği ve geleneğe sımsıkı bağlı olduğunu belirterek red etmeye çalışan Gülen, acaba geleneğe bağlı mı ve hakikaten herhangi bir meseleye bulaşmıyor muydu. Cevabı kendi eserlerinde bulmak mümkün. “Herkes kelime–i tevhid–i esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta kelime–i tevhidin ikinci bölümünü, yani ‘Muhammed Allah’ın Rasulüdür’ kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır” (Bkz. Küresel Barışa Doğru, s. 131). “Vema erselnake illa rahmeten lil alemin” ayetinin hafızamızdaki yeri farklıdır. “Seni alemlere rahmet olarak yolladım” diyor Cenabı Hakk, Peygamber Efendimiz için . Ama bazıları, Peygamberimizi kabul etmeyenlere rahmet nazarıyla bakılmalıdır, diyor hem de sımsıkı geleneğe bağlı Müslümanlık adına! İşte Gülen’in geleneğe sımsıkı bağlı kalan basit bir Müslüman olmasına bir örnek daha: “Yahudi ve Hıristiyanları kınayan ve azarlayan ayetler, ya Hazret–i Muhammed (A.S.M) döneminde yaşayan ya da kendi peygamberleri döneminde yaşayan bazı Yahudi ve Hristiyanlar hakkındadır” (Küresel Barışa Doğru, s. 45). Gülen’e kadar İslam tarihi boyunca böyle bir düşünceye sahip kaç kişiyi gösterebilirsiniz? Hiçbir meseleye ilişmeyen Gülen, bir zamanlar ilişmeyen kimsenin kalmadığı başörtüsü konusunda flaşların ve objektiflerin önünde “Başörtüsü furuattandır (teferruattandır)” derken bunu geleneğe bağlı kalmak adına yaptığını kim bilebilirdi ki! “Dinin temel esasları bir yana, adap çerçevesinde kabul görmüş tek bir meseleyi dahi değiştirmektense, bin kere ölmeyi tercih ederim” diyen de Gülen! Müslüman kadınla Hristiyan erkeği evlendirme (!) adına Urfa’da papazlı hahamlı ve müftülü olarak kıyılan nikahlar ve papaz dualarıyla açılan iftarlar gelenekçi duruşunun bir başka tezahürü olsa gerek! Geleneğe bu derece bağlı (!), Müslüman rahip sıfatına ses çıkarmayan, hatta gazetesinde yayınlamakta bir sakınca görmeyen Gülen, neden Calvinist Müslüman olmaktan çekiniyor acaba?
AHMET SERDAR.
*Fettulah'ın Okulları Sadece Eğitim Amaçlı mı?
Fetullah Gülen'i bugüne kadar Vatikan'ın "Asya'yı Hıristiyanlaştırma" olarak tanımladığı "Dinlerarası Diyalog" faaliyetlerine verdiği destekle tanıyoruz. Bu kapsamda, papazlara iftarlarda sofra duaları yaptırmalar, Harran'da bir papazla bir Müslüman kadını evlendirmeler, aklı vahyin üstüne çıkaran Abant toplantıları gibi organizasyonlar düzenlendi, "Hıristiyanlar da cennetliktir", "Ehli kitapla Amentü'de ittifakımız var" gibi sözler sarfedildi. Üstelik Gülen'e yakınlığıyla bilinen gazete ve dergilerde.
Gülen, sadece Dinlerarası diyalog faaliyetleriyle mi tanınıyor? Siyasi faaliyetlerle alakası nedir? Dünya çapında açtığı okullar sadece eğitim amaçlı mı?
Bu konuda fazla yorum yapmadan son zamanlarda basına yansıyan haberlere bir göz atalım:
Birinci haberimiz Rusya'dan.
Rusya'da Gülen okulları hızla kapatılıyor. Gerekçe ise oldukça ilginç: "Casusluk faaliyetlerinde bulunmak".
Peki, Türkiye için mi? Hayır.
Gülen okullarının kapatılma süreci, 2002 yılında Rusya Federal Güvenlik Servisi(FSB) Başkanı Nikolay Patruşev'in, bu okulları kuran vakıf ve derneklerin ABD gizli servisi ile bağlantılı olduğunu söylemesiyle başladı.
Bu açıklamadan sonra Saha-Yakut, Buryatya, Başkurdistan, Dağıstan,Karaçay-Çerkez, Tuva ve Hakasya gibi büyük bölümünü Türk asıllı ya da Müslümanların oluşturduğu Rusya'ya bağlı özerk cumhuriyetlerdeki Gülen okulları kapatıldı, yöneticileri sınır dışı edildi. Nur cemaatiyle bağlantısı olduğu gerekçesiyle son olarak geçen yıl ağustosta Tataristan'daki bir okul daha kapatıldı.
İkinci haberimiz ise Kuzey Irak'tan. Bildiğiniz gibi Kuzey Irak'ta Türkiye için büyük tehdit oluşturan ve PKK'yı içinde barındıran bir oluşum var. Bu oluşum Güneydoğumuzu direkt olarak etkilemektedir. PKK'nın eğitim gördüğü kamplar burada. ABD ve AB ülkeleri buraya yaptıkları destek ve yatırımlarla Ortadoğu'da bir cazibe merkezi oluşturmaktadırlar. Irak'ta daha doğru dürüst bir askeri yapılanma yokken Kuzey Irak'ta 100 bin kişilik donanımlı bir peşmerge ordusu oluşturuldu.
Eğitmenleri de İsrailli generaller. Geçtiğimiz yıl bu bölgede yapılan ABD destekli toplantılarda Türkiye'nin de federatif olması için çalışma kararı alındı.
Şimdi gelelim haberimize. Bu bahsettiğim bölgenin bakanlarının ve yöneticilerinin çocukları, Erbil ve Süleymaniye'de, Fetullah Gülen'e yakınlığıyla bilinen Işık ve Nilüfer okullarında eğitim görüyorlar. İşin en ilginci de bina dahil tüm masraflar ise yerel Kürt hükümeti tarafından karşılanıyor. Peşmerge lideri Mesut Barzani'nin yeğenleri, Eski İçişleri Bakanı Fazıl Merani, bazı balkanlar, genel müdürler, belediye başkanları ve üst düzey yöneticilerin çocukları bu okullarda eğitim görüyorlar.
Ülkemiz üzerinde ciddi hesapları olan, Tel Afer'de, Musul'da, Kerkük'te Türk insanının varlığına bile tahammül edemeyen, Türk Silahlı Kuvvetlerine, en tabii hakkımız olan, PKK terörüne operasyon -Dün Saddam'ın verdiği- izni dahi vermeyen bölge yöneticilerinin en kıymetli varlıkları olan çocuklarını bu okullara emanet etmesi, hatta okulların bütün masraflarını karşılayacak kadar ileri gitmeleri "acaba" sorularını akla getiriyor. Dediğim gibi yorum yok. Siz değerlendirin.
Nurculuktaki Hıristiyanlık Muhabbeti / Muharrem Bayraktar Dinlerarası diyalog sürecinde Said–i Nursi’yi kendilerine rehber kabul eden bazı cemaatlerin ve özellikle de Fethullah Gülen’in başını çektiği grubun, kiliselerle, papazlarla, kardinallerle ve devamında Vatikan’la çok samimi bir işbirliği içine girmelerinin sebebi nedir? Bu olayın ve “Vatikan’ın misyonunun bir parçası olmayı” kabullenmenin tarihsel bir altyapısı var mı sorusu kuşkusuz sizin de aklınıza geliyordur.
Öyle ya bir insan durup dururken neden dünyadaki misyoner faaliyetlerin merkezi olan bir kurumun misyonun bir parçası olmayı kabul eder?
Said-i Nursi Hıristiyanlarla yakınlaşmayı emreder
Bu sorunun cevabını bugünkü Nur cemaatinin faaliyetlerinde değil, Said–i Nursi’nin yazdığı risalelerde gösterdiği hedeflerde aramak lazım. Saidi Nursi risalelerinde pek çok yerde Hristiyanlarla yakınlaşmayı, kaynaşmayı ve ittifakı şu şok edici sözlerle “emreder”: “Müslümanlık – Hristiyanlık ittifakını bozmaya çalışanlara karşı üç zümre; Nurcular, Hristiyan ruhaniler ve misyonerler uyanık olmalıdır.” (Emirdağ Lahikası I, s. 1712, Tarihçe–i Hayat, s.434’den nakleden Prof. Dr. Yumni Sezen, Dinlerarası Diyalog İhaneti, Kelam Yayınları)
“Misyonerler ve Hristiyan ruhanileri, hem nurcular çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü herhalde şimal cereyanı, İslam ve İsevi dininin hücumuna karşı kendini müdafaa etme fikriyle İslam ve misyonerlerin ittifakını bozmaya çalışacak.” (Lem’alar,111,141)
Saidi Nursi’nin bu misyoner aşkı neden?
Saidi Nursi Müslüman ve Hristiyanlar arsındaki ittifakın bozulmaması için nurcu kardeşlerine çağrı yaparak misyonerlerle sürekli bir ve beraber, ittifak halinde olmalarını istiyor. Bu ifadelerde sadece Hristiyanlarla değil Hristiyanlığı yaymak için büyük paralarla Osmanlı topraklarında Hristiyanlaştırma faaliyetlerinde bulunan “Hristiyan misyonerlerin o dönemdeki uzantılarıyla de ittifak halinde olunmasını “emretmesi” insanı şaşırtıyor.
İyi de Saidi Nursi misyonerlerle neden böylesine sarmaş dolaş olunmasını istiyor? Nurculara neden “misyonerlerle ittifak halinde olun” diyor. Osmanlıyı o misyonerler ve onların işbirlikçileri parçalamadı mı? Saidi Nursi’nin bu misyoner aşkı neden?
Kapitalist Hristiyanlarla ittifak!
Ona sorarsanız bunun sebebi komünizm tehlikesi! Dinsiz komünistler gelecek misyoner – nurcu ittifakını bozacak! Korku bu. Risalelerinde Saidi Nursi bunu böyle yazar ama gerçek hiç de öyle değildir. O yıllarca komünizm gelecek diye korkuttuğu cemaatini komünistlere karşı “kapitalist Hristiyanlarla ittifaka” itti. Bu ittifak o kadar derinleşti ki üyesi olduğu Cemiyeti Müderrisin ile Müslümanları Kuvayı Milliyeye karşı çıkmaya çağıran bildiriler dağıttırdı. (! Bkz.28 Nisan 2005 tarihli yazım)... Bu bildiriler en çok “Hristiyan Ruhanilerin” siyasi hamileri İngilizlerin işine yaradı.
Yadırgamamak gerek!
Saidi Nursi, bizzat kendisi Hristiyanlığı yayma misyonunu üstlenenlerle ittifak halinde olduğu için, onun yolundan gidenlerin Vatikanın misyonunun bir parçası olmayı kabullenmesini yadırgamamak gerek.
Bu ülkeye komünizm bir türlü gelmedi! Ama “komünizm gelecek, dinsizlik cereyanı gelecek” diye İngiliz emperyalizminin uşağı olanlar, Hristiyan ve misyonerlerle kurdukları ittifak sonucu cemaatteki masum insanların itikat anlayışını mahvettiler.
Dolayısıyla sevgili okurlar bugün yaşadığımız olayları anlamak için olayların merkezindeki adamın, yani Saidi Nursinin misyonunu iyi anlamak gerek öbür misyonlar onda sonra geliyor. Bu konuya devam edeceğiz. [/b]
MURAT CABAŞ
**** GUELDE ***** *****************
| | |
|
|
|
|