Foruma henüz kayıtlı değilsiniz - Üye olmak için buraya tıklayınız. (ücretsizdir) KÜNYE 

 

WWW.FORUM-NBG.DE

 ALMAN TÜRK DOSTLUK PLATFORMU - DEUTSCH-TÜRKISCHE FREUNDSCHAFTSPLATTFORM

 


FORUMLAR | ARAMA | KAYIT - ÜYE OL | GİRİŞ | KİM ONLINE? | ÜYELER | YARDIM - SSS
Buradan KAYIT olabilirsiniz
Bu konuda 0 cevap
vardır ve 1.162 kere izlenmiştir
Cevap geldiğinde haber ver
 CUMHURIYET TARIHI Sıralama: Yeni yazılar sonda  
TURKIYE SEVDALISI
Üye
Yazılar: 252


24.07.2007 00:36
ATATÜRK VE TÜRK GENÇLİĞİ Cevapla

Atatürk ve Türk Gençliği (1)

XIX. yüzyılda ve XX. Yüzyılın başlarında Osmanlı imparatorluğu büyük ölçüde zayıflamış, girdiği savaşların çoğunda mağlup olmuş, bunun neticesinde ülkenin bazı yerleri işgal edilmiş veya bazı bölgeleri ayrılmaya yüz tutmuştur. Devlet, iktisadi, mali ve siyasi bağımsızlığını büyük ölçüde kaybetmiş, adeta yarı sömürge haline gelmiştir.

İşte Mustafa Kemal Paşa bu ortamda yetişmiştir. Mustafa Kemal, ülkenin kötü kaderini değiştirmek için, tarihi sorumluluğunu çok genç yaşta iken idrak etmiştir. Manastır’da askeri lise öğrencisiyken ülkenin yönetimi ve siyasetindeki aksaklıkları arkadaşlarına da anlatmak, bu husustaki düşünce ve görüşlerini yaymak için gençler arasında okunmak üzere, el yazısı ile gizli bir okul gazetesi bile çıkarmıştır.

Harp akademisi yıllarında iken, Osmanlı İmparatorluğu’nun kurtuluş umudunun olmadığını görmüştür. Bu nedenle Osmanlı ıslahatçıları gibi, imparatorluğu kurtarmak için yüzeysel işlerle uğraşmamıştır. Amacı, sarsılmaz ve sonsuz bir inancı olan Türk milletine dayanarak, bağımsız, güçlü, çağdaş, enerjik ve modern bir Türk devleti kurmaktır.



Bilindiği gibi Osmanlı Devleti, Türk milletinin kanı ve canı pahasına kazandığı Çanakkale Zaferi’ne veya Doğu cephesi’ndeki başarılarına rağmen, Birinci Dünya Savaşı’ndan, müttefikleriyle birlikte yenik çıkmıştır. Osmanlı Hükümeti, 30 Ekim 1918 tarihinde imzaladığı Mondros Mütarekesi ile İtilaf Devletleri’ne “Kayıtsız, şartsız” teslim olmuştur. (1- Fahri Belen, Türk Kurtuluş Savaşı, Ankara, 1983, s.16-17) Büyük Harb’in uzun seneleri zarfında, milletimiz yorulmuş ve fakirleşmiştir. Devlet ve milletimizi savaşa sürükleyenler, kendi hayatlarının endişesine kapılarak ülkemizden firar etmişlerdir.

İstanbul’daki Padişah ve Hükümet aciz bir hale düşerek galiplerin denetime girmişlerdir. Bunların varlıkları da sadece sözden ibaret kalmıştır. Osmanlı Devleti, artık “devlet olma” özelliğini kaybetmiştir. İtilaf Devletleri, ordumuzun elinden silah ve cephanesini almış, düşmanlar ülkemizi işgale koyulmuş, memleketimizdeki Hıristiyan unsurlar, kendi emellerine ulaşabilmek üzere, kilise ve diğer teşkilatlarıyla devletin bir an önce çökmesi için sürdürdükleri faaliyetlerini arttırmışlardır. (2- Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, C.1, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, İstanbul 1981, s. 1-2) Bundan dolayı 1918 yılı, karanlığın hakim olduğu ve umutların eridiği bir yıldır. Bu karanlıklar ve umutsuzluklar ortamında, Mustafa Kemal Paşa için tükenmez inanç kaynağı, yüreğini kaplayan derin millet sevgisi ile Türk gençliğine duyduğu sonsuz güvendir. Birinci Dünya Savşaı’nın felaketli sonuçlar doğurduğu, en ateşli vatanseverlerin güçsüz kaldığı ve umutlarının söndüğü günlerde bile O, Türk Milleti’nin ve Türk gençliğinin başaracağına dair inancını kaybetmemiştir.



Atatürk’ün Türk gençliği ile ilgili görüşlerini açıklayan en eski belge, 1918 yılını Mayıs’ında, bir fotoğrafın üzerine kendi el yazısıyla yazdıklarıdır. Burada Atatürk, gençliğe olan inancını ve duygularını şu sözlerle ifade etmiştir: “Her şeye rağmen muhakkak bir nüra doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatna kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki payansız (sonsuz) muhabebtim değil; bu günün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ziya (ışık) serpmeye ve aramağa çalışan bir gençlik gördüğümdendir.” (3-Cem’i Demiroğlu “Atatürk ve Gençlik”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi,
C. II, Sayı : 6, Ankara Temmuz 1986,s.603; utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, III. Basım, Ankara 1984, s. 162; Akın İlkin, “Atatürk ve Gençlik” İ.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Yıllığı 1. İstanbul Ağustos 1986,s.94)


Atatürkçülük’te Türk gençliğine güven sonsuzdur ve Türk gençliği ile övünülür. Nitekim Atatürk, gelecek kuşakların, büyük sorumluluklar üstleneceğini, eserini baştacı yapacağını, onu yaşatacağın, unutturmayacağını ve gençlerin geleceğin ümidi olduğunu Milli Mücadele’nin başında görmüştür, hissetmiştir. Herkesin umudunu kaybettiği ve gelecek kaygısı içine düştüğü 1919 yılında: “Zaten her şey unutulur. Fakat biz, her şeyi gençliğe bırakacağız. O gençlik ki, hiç bir şeyi unutmayacaktır, geleceğin ümidi, ışık saçan çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir.” Diyerek bu hususu açıkça belirtmiştir. (4- Genelkurmay Başkanlığı, Atatürkçülük – Atatürkçü Düşünce Sistemi, 3. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1984, s. 164).


Prof. Dr. Afet İnan'ın bir hatırasına göre, Atatürk, uzun süren belge toplama ve yorucu yazma çalışmalarını bitirince, yakın arkadaşlarına: “şimdi beni dinleyin” diyerek “Gençliğe Hitabe” yi çok hissi bir şekilde okumuştur. Okumayı tamamlayınca bakışları Ankara ovasının derinliklerine dalmış, gözlerinden Türk gençliğine duyduğu güven ve sevginin ifadesi olan birkaç damla yaş süzülmüştür. (5- Burhan Göksel, “Atatürk’ün Eğitim Konusunda Görüşleri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. 1, Sayı: 3,
Ankara 1985, s. 949)


Aynı akşam arkadaşlarına :

“Tarihi yaşadığımız gibi yazdık, fakat geleceği Cumhuriyete inananlara, koruyanlara ve yaşatanlara emanet etmek lazımdır” (6- Akın İlkin, “Atatürk ve Gençlik”, İ.ü. Atatürk İlkeleri ve inkılap Tarihi Enstitüsü Yıllığı I. İstanbul 1986,s.95) değerlendirmesini yapmıştır.


Gençliğe bu derece güvenen ve inanan Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduktan ve büyük inkılaplarını başardıktan sonra, milli mücadeleyi başlatmak üzere, Samsun7da Anadolu topraklarına ayak bastığı 19 Mayıs 1919 gününü, gençliğe “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak armağan etmiştir. (7-Utkan Kocatürk, “Atatürk’te Gençlik Kavramı ve Atatürkçü Gençliğin Nitelikleri”, Atatürkçü Düşünce, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 1992, s. 877). Samsun’dan Havza’ya geçerken kendisinin de coşkuyla söylediği
“Dağ Başını Duman Almış” marşını ise “Gençlik Marşı” olarak ilan etmiştir.

Zaten Milli Mücadele’ye destek veren Türk gençliği, yaptığı işlerle, gösterdiği fedakarlıkla, çağdaş düşüncesiyle, böylesine görkemli bir byaramı ve anlamlı bir marşı hak etmiştir. (8- Vehbi Tanfer, “Atatürk ve Türk Gençliği”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. 6, Sayı : 18, Ankara Temmuz 1990, s. 698; Niyazi Ahmet Banoğlu, Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk, Birinci Kitpa, İstanbul 1954,s.89).


Atatürk, Sivas Kongresi’nde manda idaresini savunanlara karşı çıkan tıbbiye öğrencisi Hikmet’e ve O’nun milli duyguları güçlü olan Türk gençliğine kuşkusuz sonsuz güven duygusuyla bağlanmıştır. Sivas Kongresinde manda düşüncesinin, hararetli sözlerle savunulduğu ortamda, hatta Mustafa Kemal Paşa’nın en yakın bazı arkadaşları tarafından da benimsendiği sırada, İstanbul'’a askeri tıp öğrencisi olan Hikmet adındaki genç, kongre salonunda söz alarak coşkulu bir sesle sanki ateş ve heyecan kesilmiş olarak şu konuşmayı yapmıştır:


“Paşam ! Murahhası bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklal davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olurlarsa olsun, şiddetle red ve takbih ederiz (ayıplarız). Farz-ı muhal manda fikrini siz dahi kabul ederseniz, sizi de reddedir, Mustafa Kemal’i (vatan kurtarıcı değil, vatan batırıcı) olarak adlandırır ve tel’in ederiz...”


Umudunu kaybedenlere rehber ve örnek teşkil eden, milli heyecan ile milli ruhu belirten bu konuşma üzerine kongrede bulunanlar duygulanmış, gözyaşlarını tutamamışlardır. Mustafa Kemal Paşa da çok duygulanmış ve aynı heyecanla şu karşılığı vermiştir:


“Arkadaşlar, gençliğe bakın, Türk Milleti bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin”. Bu arada Paşa, Hikmet Bey’e dönerek: “Evlat, müsterkih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz ekalliyette kalsak dahi, mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya İstiklal, Ya Ölüm” demiştir. Hikmet Bey yerinden fırlamış ve “Varol Paşam” sözleriyle Mustafa Kemal Paşa’nın elini öpmüştür. Türk gençliğinin olduğu gibi, daima ileri ve inkılapçı düşünceleer bayraktarlık etmiş ve tıbbiyenin askeri üniformasıyla kongreye katılmış olan bu gencin, Mustafa Kemal Paşa da alnından öperek şunları söylemiştir:


“Gençler, vatanın bütün ümid ve istikbali size, genç nesillerin anlayışı ve enerjisine bağlanmıştır”. (9- Vehbi Cem Aşkun, Sivas Kongresi, 2. Baskı, İstanbul 1963,s.143; Mahmut Galoğlu, Üçüncü Meşrutiyet, Ankara 1970,s.XI-XII; Mazhar Müfit Kansu, erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, C.I, TTK Yayını, Ankara 1966,s.248; Vehbi Tanfer, a.g.m., s. 699-700) Bu olay dahi Atatürk’ün Türk gençliğine güveninin nereden geldiğini anlatmaya yeterli bir örnektir.


Mustafa Kemal Atatürk, herşeyden önce gençliğin dinamizm demek olduğnun bilincinde idi. İşte bu nedenledir ki, Milli Mücadeldeki kadrosunu seçerken, özellikle gençler üzerinde durmuş, kadrosunda gençlere ağırlık vermiş, aynı zamanda genç fikirli yazarlardan da faydalanmıştır. O, diyaloğa açık bir yöntemle meydana getirdiği kadro içinde bulunan gençler ve genç fikirlilerle ülkenin kurtuluş meselesini tartışmış, onların değişik fikirlerinden çağdaş bir sentezi kafasında oluşturmuş ve değerlendirmiştir. (10-Vehbi Tanfer, a.g.m., s. 700) Aslında, Mustafa Kemal ve Milli Mücadelenin ön safındaki liderler de genç sayılırlardı. Çünkü Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıktığında, eriştiği rütbelere ve taşıdığı büyük sorumluluğa göre yaşça gençti, sadece 38 yaşındaydı. Her şeyden önce, düşünce tarzı, heyecanı ve enerjisiyle gençti. Ömrü boyunca bulunduğu davranışlarıyla ve yarattığı eserleriyle genç kalmayı bilecek yapıya sahipti. (11- Önder Göçgün, “Atatürk ve Gençlik”, Türk Dili, Sayı : 401, Ankara Mayıs 1985,
s. 440)


Atatürk’ün, Amasya’daki fikir arkadaşları (Rauf Orbay, Refet Bele), Milli Mücadele’yi ilk günden itibaren yürütenler (Kazım Karabekir, Ali Fuad cebesoy ve diğerleri), hep 37-38 yaşlarında genç insanlardı. Sonradan Batı Cephesi Komutanlığı ve Lozan Baş Delegeliği görevlerini yapacak olan ismet İnönü, onlardan da gençti. Meydan savaşlarında büyük birliklerin başında bulunan komutanların ekseriyeti 40 yaşına gelmemişti. Silahlarıyla olduğu kadar kalemleriyle de Milli Mücadelemizi baştan sonuna kadar destekleyen aydınlarla yazarların büyük çoğunluğu da bu genç kuşaktandı. Falih Rıfkı (Atay), Yakup Kadri Karaosmanoğlu), Ruşen Eşref (Ünaydın), Yahya Kemal (Beyatlı) gibi vatansever kalem sahiplerinin çoğu 25-30 yaşlarında gençlerdi. (12- Turhan Feyzioğlu, “Atatürk ve Gençlik”, Atatürkçü Düşünce, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 1992,s.868-869)


Bu “altın kuşak”, II. Meşrutiyet’i ve onu izleyen çeşitli buhranları görmüş, Trablusgarp Savaşı mağlubiyetiyle Balkan Savaşları felaketlerini yaşamış, Birinci Dünya Savaşı’nın ateş çemberinden de geçerek bunlardan gerekli dersleri almış, memleket acısıyla yürekleri yanmış, genç yaşta büyük tecrübeler edinmiş ve olgunlaşmıştır. (13- Turhan Feyzioğlu, a.g.m., s.869.)


Yaşında Cumhuriyet’i ilan eden, 44 yaşında şapka ve kıyafet inkılaplarını gerçekleştiren, 48 yaşında yeni Türk alfabesini yürürlüğe koyan Büyük Atatürk, taşıdığı düşünce yeniliği, ruhundaki enerji tazeliği sebebiyle hayatının her çağında gençti. O7na göre, genç olmanın ölçüsü sadece yaş değil, yaşın yanında belirlediği ilkelere, başardığı inkilaplara inanç ve bağlılıktır. Örneğin bir toplantıda Atatürk, “Gençlik nedir?” sorusunu sordu. Çeşitli cevaplar verildikten sonra, kendisi Türk gençliğinin tarifini şöyle yaptı:

“Benim anladığım gençlik, Türk İnkılabı’nın fikirlerini ve ideolojilerini benimseyip, gelecek nesillere aktarabilecek kimselerdir. Benim nazarımda yirmi yaşında bir yobaz ihtiyardır, yetmiş yaşındaki bir idealist de, ter-ü taze bir gençtir. İşte benim anladığım Türk genci.” (14- Utkan Kocatürk, a.g.e. s. 165; Aynı yazar, a.g.m., s. 877-878; Vehbi Tanfer, a.g.m., s. 704.)
Atatürk, gençlik kavramını, genel anlamda belirli bir yaş dilimini kapsamakla beraber, zaman zaman biyolojik anlamını aşarak idealist olmak anlamına da geldiğini belirtmiştir. Atatürk, “Genç fikirli demek doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir” (15-Utkan Kocatürk, a.g.e., s.7) ifadesini bu anlamı açıklamak üzere kullanmıştır. Bu yüzden Atatürk’ün, Türk gençliği ile ilgili ifadelerinde, gençlik sözünü, sadece belirli bir yaş grubundakilerle sınırlamamak lazımdır. Daha geniş anlamda yani bir fikir gençliği, bir ideal gençliği, Atatürk İlke ve İnkılapları’na bağlı olanları, Cumhuriyet’i sonsuza kadar devam ettirmek azminde bulunanları anlamak gereklidir.


Mustafa Kemal Paşa, ülkenin içinde bulunduğu olumsuzluklara rağmen, Türk milletinin bağrından çıkan genç ordusuna ve genç aydınlarına güvenerek Milli Mücadele’yi başlatmış, sürdürmüş, başarıya ulaştırmıştır. Kurmuş olduğu Cumhuriyet7i de hiç tereddüt etmeden, sarsılmaz bir güven ve inanç beslediği Tük gençliğine emanet etmiştir. 17 Ekim 1922 de Bursa’da kendisini karşılayan geleceğin gençleri olacak çocuklara yaptığı bir konuşmada şöyle seslenmiştir:


“Küçük hanımlar, küçük beyler !
Sizler hepiniz atinin bir gülü, yıldızı, bir nur-ı ikbalisiniz (mutluluğun ışığısınız) Memleketi asıl nura gark edecek sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; kızlar, çocuklar!” (16- Atatürk’ün söylev ve demeçleri, C.II,s.45-46; Vehbi Tanfer, a.g.m.,s.700) Atatürk’ün, iki büyük nutkunu Türk gençlerine seslenerek bitirmesi büyük önem taşımaktadır. Bunlardan birincisi, 30 Ağustos 1924’te Büyük Zafer’in ikinci yıldönümünde, Dumlupınar’da, Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin kazanıldığı alanda yaptığı tarihi konuşmadır. Bir hitabet şaheseri olan bu özlü konuşmada Atatürk, zaferle sonuçlanan Bağımsızlık Savaşı'nı anlatmış, mutlaka kazanılması gereken yeni savaşın, uygarlık savaşı olduğunu belirtmiş ve “Son sözlerimi özellikle memleketimizin gençliğine yöneltmek istiyorum”
(17- Turhan Feyzioğlu, a.g.m., s. 870-871.) diyerek konuşmasını gençliğe olan güvenine, gençlerin büyük fedakarlıkla kurulan Cumhuriyet’i yücelterek daimi kılacaklarına ve devleti arzu e dilen hedeflere ulaştıracaklarına emin olduğunu şu sözlerle tamamlamıştır:

“Gençler !
Cesaretinizi takviye ve idame eden (devam ettiren) sizsiniz. Siz almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile, insanlık meziyetinin, vatan muhabbetinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz te’sis ettik; onu i’la (yükseltecek) ve idame edecek (devam ettirecek) sizsiniz.” (18- Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C. II, s. 188; Vehbi Tanfer, a.g.m. s.700; Akın İlkin a.g.m. s.95, 97.)

İkincisi, Büyük Nutuk’tur. Atatürk 1927 yılında Cumhuriyet Halk Partisi kurultayında, 6 gün içinde, 36 saat süre ile Büyük Nutku’nu okumuştur. Burada Milli Mücadele Destanı’nın askeri, siyasi ve diğer bütün yönlerini belgelerle ortaya koymuştur. Büyük bir imparatorluğun nasıl çöktüğünü, onun enkazından genç Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl doğduğunu anlatmış ve Türk İnkılabı’yal çağdaşlaşma hareketinin amaçlarını açıklamıştır. Nutuk’ta:


“Bugün vasıl olduğumuz netice, asırlardan beri çekilen milli musibetlerin intibahı (uyanışı) ve bu aziz vatanın, her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu neticeyi Türk gençliğine armağan olarak emanet ediyorum.” (19- Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, C.II, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, İstanbul 1981,s.897) ifadesiyle, ulaşılan neticenin, yani bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, asırlardan beri çekilen milli felaketlere karşı bir uyanışın, büyük bir mücadelenin, aziz vatanımızın her köşesinin şehitlerimizin kutsal kanlarıyla sulanmasının bedeli olduğunu ve bu neticeyi de Türk gençliğine armağan olarak emanet ettiğini bildirmiştir. Bu sözlerin devamında ve Büyük Nutuk’un sonunda ise, Atatürk’ün Türk Gençliği’ne Hitabesi yer almaktadır. Burada Milli Mücadele ile elde edilen bağımsızlık, bu bağımsızlığın simgesi olan Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve savunmak şerefi ile sorumluluğu Türk gençliğine bırakılmıştır. Atatürk, Türk gençliğine hitab ederek düşüncelerini şu anlamlı sözlerle dile getirmiştir:


“Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk istiklalini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici, bedhahların (kötülük isteyenler) olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir (ortaya çıkabilir). İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanını, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin (istilacıların) siyasi emelleriyle tevhid edebilirler (birleştirebilirler). Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve hitap düşmüş olabilir.


Ey Türk istikbalinin evladı! İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk İstiklal ve Cumhuriyeti’ni kurtarmaktır ! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asıl kanda, mevcuttur ! (20- Mustafa Kemal Atatürk, a.g.e. s.897-898.)


Görüldüğü gibi, Atatürk, Türk gençliğine seslenirken anlattığı durum ve çizdiği tablo, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndaki mağlubiyetiyle birlikte ortaya çıkan karanlık manzaradır. Hitabede bu karanlık günlerin, Türk Milleti’nden alınan güçle aydınlığa dönüştürüldüğünü, bu aydınlığın sürekli kalmasını sağlayacak ve Türk milletini daha güzel yarınlara kavuşturacak gücün de Türk gençliğinin olduğunu belirtmektedir.

Ancak, Atatürk burada haklı olarak gelecek için bazı uyarılarda bulunmaktadır.

Öyle ki, her zaman Türk İstiklalini ve Cumhuriyeti’ni yok etmek isteyen iç ve dış güçlerin ortaya çıkabileceğini, zorla ve hile ile aziz vatanımızın önemli kurum ve kuruluşlarının ele geçirilebileceğini, hatta memleketimizin her tarafının bilfiil işgal edilebileceğini, iktidara hakim olanların gaflet ve dalalet, hatta hıyanet içinde bulunabileceklerini, ya da bazı yetkililerin şahsi menfaatlerinin düşmanların siyasi emelleriyle birleşebileceğini hatırlatmaktadır.

Ayrıca bu durum ve daha zor şartlar içinde dahi, Türk gençliğinin en önemli görevini, Türk istiklali ve Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar korumak ve savunmak olduğunu açık bir tarzda bildirmektedir. Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek için gerekli kudretin, Türk gençliğinin damarlarındaki asil kanda mevcut olduğunu ifade ederken, Türk gençliğine olan sarsılmaz inancını ve Türk milletinin tarihi derinliklerinden gelen gücünü, büyük bir hitabet örneği olarak ortaya koymuştur.


Son yıllarda devletimizin aleyhine sürdürülen çeşitli zararlı faaliyetlerin artması, yaşanan soğuk ve sıcak savaşların tırmanması, bölgemizdeki huzursuzlukların had safhaya ulaşması gibi hususlar, Atatürk’ün, Türk gençliğinin, dış düşmanlara hatta ülkemizde gaflet, dalalet ve hıyanette bulunanlara karşı uyanık olması gerektiğini, milli birlik ve beraberliğimizin son derece büyük önem taşıdığını belirtirken, ne kadar haklı olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Bu yüzden Atatürk’ün gençliğe hitabesi, sadece geçmişle ilgili belirli bir süreyi kapsamamaktadır. Bugün ve gelecek için de geçerli olan ve bütün Türk milletinin ders alması gereken canlı bir belge niteliği taşımaktadır.


“Atatürk’ün, Cumhuriyet ve bağımsızlığının korunması gibi son derece önemli görevleri neden Türk gençliğine verdiği veya hitabeyi neden gençliğe atfettiği” tarzındaki sorulara ise: “Atatürk’ün gözünde Türk gençliği milletin “dinamik kesimi”, “geleceği”, “taze gücü”, “asil kanı”, “öz suyu”, “hayat kaynağı”dır. Gençlik idealisttir, çıkar peşinde koşmaz, daima iyiyi, güzeli, doğruyu arar, hakkın, doğrunun yanında yer alır, açık düşünceli, açık sözlü, dürüst ve yapıcıdır.” (21- Turhan Feyzioğlu, a.g.e., s.872) cevabı verilebilir.

Ayrıca Atatürk, Türk gençliğini yakından tanımakta ve ondaki vatanperverliği çok iyi bilmektedir. O gençlik ki; Trablusgarp’ta, Balkanlar’da, Yemen’de ve daha bir çok yerde kanlarını sebil etmiş, Sarıkamış Dağlarında, karların ak örtüsünü üzerine kefen yapmış, Çanakkale’de düşmana karşı göğsünü siper etmiş, Anadolu’nun bir çok yerinde vatan ananın kucağında ebedi uykusuna yatmış olanın hazzını tatmıştır. Atatürk, işte bu önemli özelliği ile Türk gençliğinin vatan ve milletini her zaman ve ne pahasına olursa olsun, sonsuza kadar koruyacağını bilmektedir.


Atatürk’e göre milli eğitim, bağımsızlık savaşı kadar önemlidir. O, bunu Yunanlıların Kütahya-Eskişehir üzerinden Ankara’ya doğru saldırıya geçtikleri günlerde ispat etmiştir. Düşman bütün gücüyle saldırıya geçtiği sırada, 16-21 Temmuz 1921 tarihleri arasında, Ankara’da, milli eğitim öğretim seferberliğini de başlatmıştır. Bu hareketiyle hem eğitim – öğretime verdiği önemi göstermiş, hem de iç ve dış kamuoyuna Türk ordusunun başarıya ulaşacağına emin olduğu imajını vermiştir. Bu dünya tarihinde hiç bir ülkenin yapmadığı, hiç bir devlet adamının düşünmeye cesaret edemediği bir harekettir. Atatürk, o tehlikeli günlerde, 16 Temmuz 1921 tarihinde, Ankara’da maarif kongresini açarken, yaptığı konuşmada düşüncelerini şöyle dile getirmiştir:


“... Gerçi bugün maddi, manevi ve menabi-i kuvvamızı (kuvvet kaynaklarımız), hudud-ı milliyemiz dahilindeki memleketlerimizde müstevli (istilacı) bulunan düşmanlara karşı isti7mal etmek 8kullanmak) mecburiyetindeyiz. İrfan-ı memleket için tahsis edilebilen şey müstakbel maarifimize mabihilistinad (dayanmaya vesile) olacak bir temel kurmaya kafi değildir. Ancak vasi ve kafi şerait ve vesaite malik oluncaya kadar geçecek eyyam-ı cidalde(mücadele günlerinde) dahi kemal-i dikkat ve itina ile işlenip çizilmiş bir milli terbiye programı vücude getirmeye ve mevcut maarif teşkilatımızı bugünden müsmir (sonuç veren) bir faaliyetle çalıştıracak esasları ihzar etmeye hasr-ı mesai eylemeliyiz...” (22- Söylev ve Demeçler, C. II, s. 19)


Daha sonra ise öğretmenlere şöyle hitap etmiştir:

“... Milletimizi yetiştirmek gibi mukaddes bir vazifeyi deruhte eden heyet-i mübeccelenizin (yüce heyetinizin) bugünün vaziyetini nazar-ı itibara alacağından ve her müşkülü iktiham (göğüs germe) ile bu yolda gayet metinane yürüyeceğinden şüphem yoktur. Vazifeniz pek mühim ve hayatidir. Bunda muvaffak olmanızı Cenab-ı Haktan temenni ederim.” (23- Hakimiyet-i Milliye, 21 Temmuz 1921 de yapılan mülakat; Söylev ve Demeçler, C. II, s. 21; Azmi Süslü, Atatürk ve Gençlik, Ankara 1986, s. 10).
Eğitim sisteminin millilik ilkesine dayanması prensibi, Atatürk’ün ana hedeflerinden birini teşkil etmektedir. Bu yüzden Atatürk, 1 Mart 1924’te T.B.M.M. nin açış konuşmasında, eğitim sisteminin her bakımdan milli nitelikli bir siyasetle belirlenmesi talimatını şu sözlerle vermiştir:


“Türkiye’nin terbiye ve maarif siyasetini her derecesinde, tam bir vuzuh ve hiç bir tereddüte yer vermeyen sarahat ile ifade etmek ve tatbik etmek lazımdır. Bu siyaset, her manasıyla, milli bir mahiyette belirtilmelidir.” (24- Kemay Aytaç, “Atatürk’ün Eğitim Görüşü”, Atatürkçülük (II.kitap), Ankara 1983,s.109)


Başka bir konuşmasında da şunları ilave etmiştir:

“Milli ahlakımız, medeni esaslarla ve hür fikirlerle beslenmeli ve takviye olunmalıdır. Bu çok mühimdir.” (1925)
“Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, muharebe meydanlarından ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin payidar neticeler vermesi ancak irfan ordusuyla kaimdir” (24 Mart 1923) (25- Azmi Süslü, a.g.e.,s.10) Ulu Önder Atatürk, hayatı boyunca eğitime ve eğitimcilere önem vermiş, yeni Türkiye’nin kurulmasında kendisine en yakın yardımcı olarak öğretmenleri görmüş, her fırsatta öğretmenleri ve öğretmenlik mesleğini yüceltmiştir. Atatürk, öğretmenlere hitaben yaptığı konuşmalarda esas itibarıyla yeni nesilleri yetiştirecek olan cumhuriyet öğretmenlerinin görevleri üzerinde ayrıntılı olarak durmuştur. Örneğin, Atatürk, 25 Ağustos 1924’te, Ankara’da toplanan Muallimler Birliği Kongresi’ne katılan üyelere, yeni Türkiye’nin biçimlenmesinde ve yeni nesillerin yetiştirilmesinde en önemli görevin öğretmenlere düştüğünü aşağıdaki sözlerle açıklamıştır:


“Muallimler,
Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakar muallim ve mürebbileri, sizler yetiştireceksiniz. Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakarlığınız derecesiyle mütenasip (orantılı) bulunacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister. Yeni nesli bu evsaf ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir. Mümtaz vazifenizin ifasına ali himmetlerle hasr-ı mevcudiyet edeceğinize asla şüphe etmem.” (26-a Galip Karagözoğlu, “Atatürk İnkılabının Yerleşmesinde ve Gerçekleşmesinde Eğitimin Rolü ve Yeri”, Atatürkçülük (II. Kitap), Ankara 1983,s. 131; Kemal Aytaç, a.g.m. s. 111-112.)
(3)

Görüldüğü gibi, Atatürkçülük'te gençlik, gençliğin yetiştirilmesi, devletin geleceğinin güvence altına alınması ve milli ülkünün gerçekleştirilmesi yönlerinden önemli bir yer tutar. Çünkü ahlaklı, kültürlü, memleket meseleleri ile ilgili, milli karakteri temsil eden, çalışkan ve vatansever bir gençliğin yaratılması Atatürk’ün gayesi olmuştur. O, “Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ona bırakacağım ve gözüm arkamda kalmayacak.” Derken işte bu gençliği kasdetmiştir. (27- Genelkurmay Başkanlığı, Atatürkçülük..., s. 161.) Atatürk’e göre gençlik çağı, olumsuz ve verimsiz bir taşkınlık çağı değildir. Yılmayan bir azimle ve coşkuyla, canlılıkla, milletin daha güzel yarınlara kavuşması için çalışma çağıdır. Onun gözünde Türk gençliği, akılcı, bilimsel metodu benimsemiş, milli menfaatleri her şeyin önünde tutan, Türk Inkılabını ve Cumhuriyet İlkeleri’ni savunan, yaşatma mücadelesi veren dinamik bir güçtür.

Büyük Nutuk’nda Türk gençliğine olan inancını dile getirirken bu hususlara da değinmektedir.

Türk gençliği Atatürkçülük’ün akılcı yolundan ayrılmayacak, akıl dışı hareketlere ve yabancı ideolojilere sapmayacaktır. Dünyada her şey için, uygarlık için, hayat için en gerçek yol göstericinin “ilim ve fennin” olduğunu asla unutmayacaktır. “Hayatta en hakiki rehber ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında rehber aramak gaflettir, dalalettir, cehalettir” diyen Atatürk, gençlerin ilim ve fennin yolunda ilerlemelerini ve bunu kendilerine rehber olarak almalarını istiyordu. Onun bu sözleri aynı zamanda milli meselelerin çözümünde de en önemli unsur olan sosyal ve fen bilimlerin gereğini kanıtlamaktadır. (28- Vehbi Tanfer, a.g.m.,s.702)

Atatürk gençlere bilgi sahibi olmayı, ilim, fen ve teknolojiide çağdaş devletlerin seviyesine çıkmayı, hatta onları geçmeyi hararetle tavsiye ederken, diğer taraftan da milli seciye, milli geleneklere, Türklük duygusuna, ülkü birliğine, ülke bütünlüğüne, milli birlik ve beraberliğe önem verdiğini şöyle vurgulamıştır:


“Bir ülkenin en değerli varlığı yurttaşlar arasında milli birlik, iyi geçinme ve çalışkanlık, duygu ve kabiliyetlerin olgunluğudur... Bu sebeple Türk Milleti’nin idaresinde ve korunmasında,milli birlik, mili duygu, milli kültür en yüksekte göz diktiğimiz idealdir.” (29- Hurşit Ertuğrul, “Atatürkçülük Evrensel Boyutlu Bir Düşünce Sistemidir”, Atatürk Haftası Armağanı, Atatürk Dizisi, Sayı : 23, Ankara 10 Kasım 1990,s.2.) Atatürk, 27 Ekim 1922 tarihinde , Bursa’da öğretmenlere hitap ederken sınıf, cins, kültür farklılığının ortadan kaldırılarak milli birliğin sağlanması gerektiğini şu sözlerle yeniden hatırlatmıştır:


“Hanımlar, Beyler ! Katiyyen bilmeliyiz ki, iki parça halinde yaşay.an milletler zayıftır, marizdir (hastalıklıdır).” (30- Kemal Aytaç, a.g.m.,s.108). Atatürk, gençleri, ülkeyi dört bir taraftan saran, hatta uzaklardan bile onun varlığını, bütünlüğünü parçalamaya çalışan ve dün olduğu gibi, bugün de ülke içine sızan düşmanları iyi tanımayı, onları kendi silahlarıyla tesirsiz hale getirmeyi, milletlerarası platformda sürdürülen mücadeleyi yürütebilecek tarzda yetiştirmeyi planlamıştır. Batı’nın ilmine, fennine, teknolojisine açık olmasına rağmen Atatürk, yakın komşularımızın haris emellerine dikkat çekmiş, hayatı boyunca bütün yabancı ideolojileri veya yurt dışından idare edilen teşkilatları reddetmiş, Avrupa devletleri gibi ABD’nin de siyasi, iktisadi ve askeri tahakkümüne, mandasına, liderlik iddialarına asla müsaade etmemiştir.

Yabancıların ülke üzerinde söz sahibi olmak istemelerine karşı çıkmıştır. Bu konudaki hoşgörüye, vurdumduymazlığa, hiç müsaade etmemiş ve gençlerle halkın son derece duyarlı hareket etmesini tavsiye etmiştir: “Mili terbiye programından bahsederken, eski devrin hurafatından (boş inançlarından) ve evsaf-ı fıtriyemizle (yaratılışımızda ki özelliklerle) hiç de münasebeti olmayan yabancı fikirlerden, şarktan ve garptan gelebilen bilcümle tesirden tamamen uzak, seciyye-i milliye (milli karakterimiz) ve tarihiyemizle mütenasip (uygun olan9) bir kültür kasdediyorum. Çünkü deha-ı millimizin inkişaf-ı tammı ancak böyle bir kültürle temin olunabilir. Laalettayin (gelişigüzel) bir ecnebi kültürü şimdiye kadar takip olunan yabancı kültürlerin muhrip (tahrip edici) neticelerini tekrar ettirebilir. Kültür (haresat-ı fikriyye) zeminle mütenasiptir. O zemin, milletin seciyesidir.” (31- Azmi Süslü, a.g.e., Ankara 1986,s.9-10)


Kararlı, azimli, hiçbir şeyden yılmadan ve ülke çıkarları için son derece hassas olan Atatürk, Konya Türk Ocağında 20 Mart 1923 tarihinde yaptığı konuşmada dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak öncelikle kendi benliğimize, milliyetimize sahip çıkmamız, milli varlığımıza düşman olanlarla dostluk kurmamamız, milli benliğimize, bağımsızlığımıza ve geleceğimize kastedecek güçleri zararsız hale getirmemiz, hatta bu mücadelede tek başına kalsa dahi, millet ve memleketimiz aleyhinde faaliyette bulunanları kendisinin yok edeceğini şu sözlerle ifade etmiştir:


“... Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen bütün ef’al (uğraş) ve harekatımızla gösterelim: bilelim ki milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin şikarıdır (avıdır).
(karşı duvardaki levhayı işaret ederek)


“Türküm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi” diyelim. Düşmanlarımıza bu hakikatı ifade ettiğimiz gün, kanaatimize, mefkuremize, istikbalimize yan bakan her ferdi düşman telakki ettiğimiz gün, milli benliğe uzanacak her eli şiddetle kırdığımız, milletin önüne dikilecek her haili (engeli) derhal devirdiğimiz gün, halas-ı hakikiye (gerçek kurtuluşa) vasıl olacağız. Ve sizler gibi münevver, azimli, imanlı gençler sayesinde bu halasa vasıl olacağımıza emin olabiliriz...” “Şüphe yok ki, arkadaşlar millet birçok fedakarlık birçok kan bahasına, en nihayet elde ettiği umde-i hayatiyesine (hayat prensiplerine) kimseyi tecavüz ettirmeyecektir. Bugünkü hükümetin, meclisin, kanunların, Teşkilatı Esasiye’nin (Anayasa’nın) mahiyet ve hikmeti hep bundan ibarettir.


Sizlere bunun da fevkinde bir söz söyleyeyim. Farzı muhal eğer bunu temin edecek kanunlar olmasa, bunu temin edecek meclis olmasa, bunu temin deecek meclis olmasa, öyle menfi adım atanlar karşısında herkes çekilse ve ben kendi başıma yalnız kalsam, yine tepeler ve yien öldürürüm.” (32- Hakimiyet-i Milliye, 26 Mart 1923’de yayınlanan mülakat; Söylev ve Demeçler, C. II, s. 147, 150; Azmi Süslü, a.g.e,s. 11-12.) Türk Milleti, Atatürk’ün gösterdiği yüce hedefe doğru ulaşmak üzere uzun mesafeler katetmiş, bir çok büyük engeli aşmıştır. Bugünün 70 milyonluk Türkiye’si, 1920’lerin 10-12 milyonluk Türkiye’sinden, mukayese edilemeyecek tarzda büyük ölçüde ilerlemiştir. Fakat henüz atatürk7ün milli ülkü olarak benimsediği hedefe ulaşmış değiliz. Bu hedefe ulaşmak için Atatürkçülük, gençlerin ilmi eğitim – öğretimlerinin yanı sıra, Atatürk İnkılap ve İlkelerine bağlı olarak milli bir ruhla yetiştirilmelerini ön görmektedir. Gençlerin kazanacağı eğitim, her şeyden önce, milli ahlaka uygun olacak, manevi vasıflarla donatılacak, bağımsızlık, vatan ve millet sevgisi ile pekiştirilecek, sağlam aile yapısına dayanacak, milli birliği ve beraberliği temin edecektir. Cumhuriyeti iç ve dış tehlikelerden korumayı en büyük görev saymak, bu duygularla birbirlerine kenetlenmek, Atatürkçü gençliğin temel niteliklerindendir. (33- Hurşit Ertuğrul, a.g.m.s.2) Atatürk, eğitim ve öğretim sisteminin her kademesinde bu hususlara uyulmasını siteyerek gençleri yetiştirecek olan öğretmenlere şu direktifleri vermektedir:

“Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara bilhassa mevcudiyeti ile, hakkı ile, birliği ile tearuz eden (ters düşen) bilumum yabancı anasırla (unsurlarla) mücadele lüzumunu ve efkar-ı milli.yeyi kemal-i istiğrak ile (kmilli duyguya dayanan düşünceleri büyüky bir olgunlukla) her mukabil fikre karşı şiddetle ve fedakarlıkla müdafaa zarureti telkin edilmelidir. Yein neslin bütün kuva-yı ruhiyesine (manevi gücüne), bu evsaf (özellik) ve kabilieyitn zerki (aşılanması) mühimdir. Daimi ve müthiş bir cidal (mücadele) şeklinde tebarüz eden (beliren) hayat-ı akvamın felsefesi (milletlerin hayat felsefesi) müstakil ve mesud kalak isteyen her millet için bu evsafı (özelliği) kemal-i şiddetle (büyük bir arzu ile) talep etmektedir.” (34- Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C. II,s. 20; Genelkurmay Başkanlığı, Atatürküçülük... s. 162; Saim Sakaoğlu, “Türk gençliğinin kültür problemleri ve Atatürk”, Atatürk Gençlik ve Kültür, Konya 1990,s.19)

Atatürk’e göre Türk genci, “göreceği öğrenimin sınırı ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce”, Türk milletinin bütünlüğüne, bağımsızlığına, milli geleneklerine yönelen tehlikelere karşı mücadele gereğini öğrenmelidir. Bunun için dayanacağı en önemli temel manevi unsurlardır. Manevi unsurlar arasında ise, vatan sevgisi, millet sevgisi, bayrak sevgisi, çalışmak, büyükleri sevmek, muhtaçlara yardım etmek vs. Hususlar yer almaktadır. Bu konuda Atatürk şöyle seslenmiştir:

“Efendiler!
Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel ve her şeyden evvel türkiye’nin istiklaline, kendi benliğine, ananat-ı milliyesine (milli geleneklerine) düşman olan bütün anasırla (unsurlarla) mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir (alkışlar). Beynelmilel vaziyet-i cihana göre, böyle bir cidalin istilzam eylediği anasır-ı ruhiye ile mücehhez (dünyada milletlerarası duruma göre, böyle bir mücadelenin gerektirdiği manevi unsurlara sahip) olmayan ferdlere ve bu mahiyette ferdlerden mürekkeb cemiyetlere hayat ve istiklal yoktur.” (35- Atatürk’ün söylev ve demeçleri, C. I. S. 246; Fethi Naci, “Eğitim Öğretmenler ve Gençlik” Atatürk’ün Temel Görüşleri,6.baskı, istanbul 1989,s.98)

Atatürk’ü anlamak, O’nu yaşamak ve yaşatmak ancak O’nun işaret tettiği yolda, milli birlik ve beraberlik içinde yürümekte olur. Yıllar boyunca Atatürk’le Atatürnkçülük, iç ve dış düşmanlarımız taarfından unutturulmak istenmiş, gerçek hedeflerinden saptırılmaya çalışılmıştır. Bunda başarılı oldukları ölçüde boşalan dimağlara, ülkemize ve milletimize büyük zarar veren yabacnı ideolojileri yerleştirmek istemişlerdir. Bu acı deneyimleri görerek yaşamış olan gençlerimizin bugün her zamankinden daha çok tecrübeli ve daha bilinçli olarak geçmişten gerekli dersi almış olduklarına inanıyoruz. Gençlerimiz, Atatürk’ü anlayabildikleri ve O’nun düşünce sistemini bütün boyutlarıyla kavrayabildikleri oranda her türlü bölücü ve yıkıcı akımlara karşı koyacak gücü kendilerinde bulacaklardır.

Gençlerimiz bugün, her zamankinden daha fazla, Atatürk’ün direktiflerini yerine getirmek mecburiyetindedirler.

Çünkü Türk milletinin Milli Mücadele ve sonraki yıllarda büyük imkansızlıkların üstesinden geldiğini ve çeşitli engelleri aşarak makus talihini yenip başarıya ulaştığını her zaman hatırlamaları gereklidir. Türk gençliği, Türk hayatına, Türk istiklaline kasteden Mondros ve Sevr’in ağır hükümlerini de asla unutmamalıdır. Gençlik, Türk toplumunun tarihi, sosyo – kültürel, iktisadi, siyasi, hukuki gelişimi içinde, Atatürkçülük hareketinin yerini ve önemini belirlemelidir. Her türlü katı dogmalardan, modası geçmiş doktriner düşüncelerden ve yabancı ideolojilerden uzaklaşarak gerçek Atatürkçülük anlayışına sahip çıkmalıdır. (36- Vehbi Tanfer, a.g.m. s. 703).

Cumhuriyetimiz, Atatürk’le arkadaşlarının önderliğinde, Türk milletinin büyük çaba ve fedakarlıklarıyla kurulmuştur. Ama onu yükseltecek ve devam ettirecek olanlar yeni nesillerdir. Bunlar, kendilerine bırakılan manevi emaneti, her türlü güçlük karşısında yılmadan sonsuza kadar yaşatmalı ve takip etmelidirler. Türk gençliği, Atatürk’ün yolunu izlemelidir. Böylece Türk gençleri, insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin en değerli örneği olacaklardır. Onun içindir ki, “Yorulmadan Ulu Önderlerinin yolunu takip edeceklerine dair söz veren” Bursa’daki gençlere Atatürk, heyecanlı ve mutlu olarak şöyle seslenmiştir.

“Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek ?
Yorulmamak olur mu ? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey, yorulmadan değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikalarda da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her mahluk için tabii bir halettir. Fakat insanda yorgunluğu yenecek manevi bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları, dinlendirmeden yürütür. Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz. Ben bu akşam buraya bunu size anlatmak için gelmiş bulunuyorum. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği gayeye, bizim idealimize durmadan yorulmadan yürüyecektir. Biz de bunu görmekle bahtiyar olacağız.” (37-Vehbi Tanfer, a.g.m.,s.704)

İşte Atatrük gibi bir Ulu Öndere ve Yüce “Maksat bizim yaşamamız değil, maksat milletin yaşamasıdır.” Diyen Atatürk, sadece Türklüğü yaşatmakla yetinmemiş, büyük bir inkılapçı olarak ölünceye kadar fikirleri uğruna mücadele etmiştir. O’nun ilkeleri ve inkılapları sayesinde, Türklük gelecekte de yaşamasını devam ettirmek üzere yeni bir itici güce kavuşmuştur. Bu gücün temsilcileri ise, her dönemde Türk gençleri olacaklardır. Gençlerimiz, Atatürk’ü yaptıkları ile değerlendirdikçe, düşüncelerini ve ilkelerini anladıkça ve bunları uyguladıkça Atatürk7ün işaret ettiği gibi: “En medeni ve en müreffeh millet olarak varlığımızı yükseltmek”, “Milli kültürümüzü medeni milletlerin seviyesi üzerine çıkarmak” (38-Cem’i Demiroğlu, a.g.m.s.605-606.) hedefine ulaşacaktır.

Doç. Dr. İlker Alp
( Trakya Üniversitesi, Fen – Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Öğretim Üyesi)


**** GUELDE *****
*****************

 Geçiş  

AKTÜEL TÜRKÇE HABERLER - AKTÜEL TÜRKÇE HABERLER - AKTÜEL TÜRKÇE HABERLER - AKTÜEL TÜRKÇE HABERLER

 

 


Xobor Erstelle ein eigenes Forum mit Xobor